Emirdağ Lâhikası

► (069) ◄

8. bölüm / 31

► (069) ◄

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!

Evvelâ: Sizleri, birinci vazife-i Nuriyeyi, Asâ-yı Mûsa’ya ait hizmete başlamanızı tebrik ve Isparta’nızı, diyânette ve âdâb-ı İslâmiyede geri değil, ileri gitmesini rûh u canımızla tahsin ve tebrik ediyoruz.

Sâniyen: Denizli’nin Husrevi Hasan Feyzi’nin Risale-i Nur hakkında ve Risale-i Nurun aslı ve esâsı ve mâdeni olan hakikat-i Kur'âniye ve sırr-ı îmân ve Nur-u Ahmedî ta'rifinde yazdığı manzûm fıkrası, içinde tam bir samîmiyet ve metîn bir kanâat-ı îmâniye bulunduğundan; hem herşeyi çabuk kabûl etmeyen ve delilsiz teslîm olmayan âlim, hususan muallim olduğu hâlde Risale-i Nurun hakkâniyetini hem kendi nâmına, hem etrafındaki rüfekasının şahs-ı manevîsi hesabına bir derece fevkalâde, hàlisâne ta'rif etmesinden Sikke-i Tasdik-i Gaybî âhirinde, “Lâhika”dan alınan parçaların sonunda yazılmasını, hem ayrıca “Lâhika”da da kaydedilmesini ve Halîl İbrahim’in de son Risale-i Nur hakkındaki tavsifnâmesini dahi bunun gibi Sikke-i Tasdik-i Gaybî’nin arkasında yazılmasını münâsib gördük ve burada da öyle yaptık. Çünkü bu kadar kuvvetli ve samîmî bir kanâat, Sikke-i Gaybî’deki îmâlar nev'inde hakkâniyetine bir îmâ, bir emâre olabilir.

Sâlisen: Hasan Feyzi’nin mektûbunda bahsettiği bütün oradaki kardeşlerimize pek çok selâm, tebrik ediyoruz. Hapishâneleri bir Dershâne-i Nuriye olduğu gibi, İnşâallâh Denizli Vilâyeti de bir nev'i Medresetü'z-Zehrâ hükmüne geçecek. Ve çokların yüzünü ak eden ve nuru zulümlerden kurtarmağa çalışan ve nurun şâkirdlerinin herbirisine ona hediye edilen risalelerden ziyâde hediye vermiş hükmünde ma'nen bizlere hediyesi var. Bu nurun tebriki umum ona minnetdâr olanların hâtıralarıdır. Yüzer misli mukâbili alınmış bir hâtıra-i adâlettir.

Râbian: İşâret-i gaybiye ile, “altmışdörtte Risale-i Nur te'lifçe tamam olur” diye haber-i gaybiyeyi iki hâl tasdik ediyor:

Birincisi: Çok mühim noktalar hâtıra geldiği hâlde, risaleyi te'lif cihetine sevkedilmiyor.

İkincisi: Risale-i Nurun hıfz ve neşrine ve sahâbet ve himâyetine çalışmak için hayat isterdim. Fakat hadsiz şükür olsun ki, bir bîçâre ihtiyar Said yerinde çok genç Saidler o vazifeyi yapıyorlar. Hususan Husrevler, Feyziler, Ahmedler, Mehmedler biraderzâdem gibi çok Abdurrahmanlar ve hâkezâ... Hâfız Ali’yi kabrinde mesrûr, müferrah ettikleri gibi, inşâallâh kabrimde de öyle mesrûr edecekler.

Umum kardeşlerime, masûmlara, ümmîler, hemşireler gibi her tâifenin herbirisine birer birer selâm ve duâ ediyoruz. Çalışkanların da Risale-i Nurun bereketiyle o yangından ziyanları yoktur, sizlere arz-ı hürmet ve selâm edip ellerinizden öperler. ∗∗∗

► (070) ◄

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!

Birkaç aydan beri aleyhime çevrilen desîseleri, meydâna çıktı. Hıfz-ı İlâhî ile o musîbet, yirmiden bire indi.

Hàlî zamanda câmiye gidiyordum. Haberim olmadan, talebeler beni üşütmemek için, mahfelde bir kulübecik yapmıştılar. Ben de dört-beş gündür kendi kendime karar verdim, daha gitmeyeceğim. O ma'lûm zâbit adam vâsıta olup kulübeciği kaldırdılar. Bana da resmen tebliğ ettiler ki: “Daha câmiye gitmeyeceksin.” Fakat mânâsız habbeyi kubbe yapıp bir heyecan verdiler. Hiç ehemmiyeti yok, hiç de merak etmeyiniz. Tahminimce, her tarafta haddimden pek fazla teveccüh-ü âmmeyi kırmak için, bana böyle bazı bahânelerle ihanet ediyorlar. Eski zamanımı düşünüp güyâ tahammül etmeyeceğim. Hâlbuki –Risale-i Nurun selâmet ve intişarına halel gelmemek şartıyla– her gün bin ihanet ve tâzibler de gelse, Allah’a şükrederim. Ben ehemmiyet vermediğim gibi, buradaki talebeler de hiç sarsılmıyorlar. Çoktan beri beklediğimiz bu hâdise de inâyet-i İlâhiye ile hafif geçti.

Umum kardeşlerimize birer birer selâm ve duâ ediyoruz. ∗∗∗

► (071) ◄

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!

Nur-u Muhammedî’ye ve sahâbeye bakan dört sahife çok güzeldir. Âhirinde, Risale-i Nura ve dolayısıyla bize bakan kısımlar Hasan Feyzi’nin hüsn-ü zannı pek fazla gitmiş. Gerçi o âhir kasidesinde Risale-i Nurun hakikatini ve şahs-ı manevîsini murad etmiş. Yine ta'dile muhtaç gördüm. Bazı kelimeleri ilâve ve birkaçını tebdil ettiğim hâlde, yine ondan benim hisseme düşen, bin derece haddimden ziyâdedir diye titredim. Fakat mâdem şâkirdleri şevke ve gayrete getiriyor, size havâle ediyorum. Siz, hem bu zamandaki vehhamlıları, hem mesleğimizin muktezâsı olan mahviyet ve ihlâs ve terk-i enâniyet noktalarını nazara alınız; münâsib gördüğünüz kelimeleri ta'dil ediniz. Bu fütûr zamanında ehemmiyetli bir kamçı-yı teşviktir, arkadaşlara gönderebilirsiniz.

Hem o kıymetli kardeşimiz, merhum Hâfız Ali’nin (R.H.) vârisi ve halefi yerinde Risale-i Nura fevkalâde irtibat ve sadâkatle bağlıdır. Benim ta'dilimden gücenmesin.

Gayet samîmî bir kanâatle ve kuvvetli bir i'timâd ile ve derin bir ilimle ve parlak bir îmân ile Risale-i Nurun mâhiyetini iki defadır ta'rif eden Risale-i Nurun hàs şâkirdlerinden ve ehemmiyetli eski muallimlerinden Hasan Feyzi’nin Sikke-i Tasdik-i Gaybî’den aldığı bir ilhâm ile Risale-i Nur hakkında ve o nurun menba'ı ve esâsı olan Nur-u Muhammedî (A.S.M.) ve hakikat-i Kur'ân ve sırr-ı îmân ta'rifinde bu kasideyi yazmıştır.

► (072) ◄

﴿ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ﴾

﴿ يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ ﴾

<en8>Ahmed yaratılmış o büyük Nur-u Ehadden </en8>

<en8>Her zerrede nurdur, o ezelden hem ebedden</en8>

<en8>Bir nur ki odur hem yüce hem lâyetenâhî </en8>

<en8>Ol Fahr-i cihan Hazret-i Mahbûb-u İlâhî</en8>

<en8>Parlattı cihanı bu güzel Nur-u Muhammed (A.S.M.) </en8>

<en8>Halkolmasa, olmazdı bir zerre ve bir ferd.</en8>

<en8>Ol nuru ânın, her yeri her zerreyi sarmış </en8>

<en8>Baştan başa her dem bu kesif zulmeti yarmış.</en8>

<en8>Bir nur ki odur sâde ve hem lâyetezelzel </en8>

<en8>Ârî ve berî cümleden üstün ve mükemmel.</en8>

<en8>Bir nur ki bütün zerrede ancak o nümâyân, </en8>

<en8>Bir nur ki verir kalblere hem aşk ile îmân.</en8>

<en8>Bir nur ki eğer olmasa ol nur hele bir ân, </en8>

<en8>Baştan başa zulmette kalır hem de bu ekvân.</en8>

<en8>Bir nur ki değil öyle muhât, hem dahi mahsur </en8>

<en8>Bir nur ki eder kalbi de pür-nur, çeşmi de pür-nur.</en8>

<en8>Bir lem'adır andan, şu büyük şems ve kamerler.</en8>

<en8>Hep işte o nurdan bu acâib koca âlem,</en8>

<en8>Halk oldu o nurdan yine Cennetle Cehennem.</en8>

<en8>Şek yok ki o nurdur okunan Hazret-i Kur'ân.. </en8>

<en8>Ol nur-u ezel hem sebeb-i hilkat-i insan..</en8>

<en8>Herşeye odur mebde' ve asıl ve esâs hem, </en8>

<en8>Ondan görünür nev'-i beşer böyle mükerrem.</en8>

<en8>Bir zerre değil, bahr-i muhît o bahr-i münîrden, </en8>

<en8>Hem nasıl beşer hiç kalıyor hepsi de birden.</en8>

<en8>Şek yok ki cihan, katre-i nurundan o nurun, </en8>

<en8>Şek yok ki bu can, zerre-i nurundan o nurun.</en8>

<en8>Sönsün diye üflense, o deryâ gibi kaynar, </en8>

<en8>Söndürmeğe hem kimde aceb zerre mecâl var.</en8>

<en8>Söndürmeğe kalkmıştı asırlar dolu küffar </en8>

<en8>Kahreyledi her hepsini ol Hazret-i Kahhâr.</en8>

<en8>Hep sönmüş asırlar, yanıyor sönmeden ol </en8>

<en8>Tarihe sorun, kimdir o nur, hem kimmiş menfûr.</en8>

<en8>Alnında yanan Nur-u Muhammed’di Halîl’in </en8>

<en8>Yetmezdi gücü, bakmağa her çeşm-i alîlin.</en8>

<en8>Görseydi Resûlün o güzel nurunu, Nemrud </en8>

<en8>Yakmazdı o dem, nârını ol kâfir-i matrûd.</en8>

<en8>Bir sivrisinek öldürüyor o şah-ı cihanı, (!) </en8>

<en8>Atmıştı Halîl’i ateşe çünkü o cânî.</en8>

<en8>Bir perde açıp söyledi Hak gizli kelâmdan, </en8>

<en8>Ol ateşe bahseyledi hem berd u selâmdan.</en8>

<en8>“Dostum ve Resûlüm yüce İbrahimi, ey nâr! </en8>

<en8>At âdetini, yakma bugün, sen onu zinhâr!”</en8>

<en8>Bir gizli hitâb geldi de ol dem yine Haktan </en8>

<en8>Bir abd-i mükerrem dahi kurtuldu bıçaktan.</en8>

<en8>Ol nurdan için Yûnus’u hıfzeyledi ol hût, </en8>

<en8>Ol nur ile kahreyledi hem kavmini ol Lût.</en8>

<en8>Ol hüsn-ü cemâl, eyledi âlemleri hayran </en8>

<en8>Nerden onu bulmuş, acaba Yûsuf-u Kenan.</en8>

<en8>Hikmet nedir, ol derdlere sabreyledi Eyyûb, </en8>

<en8>Hem sırrı nedir, Yûsuf için ağladı Yakub.</en8>

<en8>Öldükçe dirildikçe neden duymadı bir his, </en8>

<en8>Ol nâmlı nebî, şânlı şehîd Hazret-i Cercis.</en8>

<en8>Hasretle neden ağladılar Âdem ve Havvâ, </en8>

<en8>Kimdendi bu yıllarca süren koskoca da'vâ.</en8>

<en8>Hem ah, neden terkedilip Ravza-i Cennet, </en8>

<en8>Bir dâr-ı karar oldu neden âlem-i mihnet.</en8>

<en8>Nur şehri olan Tûr’da o dem Hazret-i Mûsa </en8>

<en8>Esrâr-ı kelâm hep çözülüp buldu tecellâ.</en8>

<en8>Bir parça Zebûr’dan okusa Hazret-i Dâvud, </en8>

<en8>Başlardı hemen sanki büyük mahşer-i mev'ûd.</en8>

<en8>Bilmem ki neden, yel ve sular hep onu dinler, </en8>

<en8>Bilmem ki neden, hep işiten ah! diye inler.</en8>

<en8>Mahlûku bütün kendine râmetti Süleyman, </en8>

<en8>Nerdendi bu kuvvet, ona kimdendi bu fermân.</en8>

<en8>Yellerle uçan şânlı büyük taht-ı mukaddes </en8>

<en8>Esrâr-ı ezelden o da duymuş yine bir ses.</en8>

<en8>Ol hangi acîb sır ki, çıkar göklere İsâ, </en8>

<en8>Kimdir çekilen çarmıha, kimdir yine Yûda.</en8>

<en8>Nur derdi için tahtını terkeyledi Edhem, </en8>

<en8>Bir başkasının tahtı olur derdine merhem.</en8>

<en8>Çok şahs-ı velî, nur ile hem etti kanâat, </en8>

<en8>Çok şahs-ı denî, nur ile hem buldu kerâmet.</en8>

<en8>Her hepsi de pervânesi, üftâdesi nurun, </en8>

<en8>Her hepsi muammâ, gücü yetmez bu şuûrun.</en8>

<en8>Fîllerle varıp Kâbeye, hem Ebrehe zâlim; </en8>

<en8>İsterdi ki, yapsın nice bin türlü mezâlim...</en8>

<en8>İsterdi ki; o beyt yıkılıp şöhreti sönsün, </en8>

<en8>Halk Kâbeyi terkederek, kiliseye dönsün.</en8>

<en8>İsterdi ki, çeksin doğacak nura bir sed,</en8>

<en8>Hem doğmadan ölsün diye “Mahbûb-u Müebbed.”</en8>

<en8>Günlerce gidip Kâbeye, hem yaklaşan ordu, </en8>

<en8>Birdenbire bir tehlike sezmiş gibi durdu...</en8>

<en8>Sür'atle gelip bir sürü kuş, semt-i bahirden, </en8>

<en8>Taş harbine başlar, pek acîb hepsi birden.</en8>

<en8>İndikçe havadan, o muammâ gibi taşlar, </en8>

<en8>Cansız yıkılıp yerlere yatmış nice başlar.</en8>

<en8>Şahıyla beraber kocaman ordu-yu mevlâ, </en8>

<en8>Olsun diye mahbûba nişan, eyledi mevtâ.</en8>

<en8>Hem kavm-i Kureyş, söndürelim derken o nuru, </en8>

<en8>Erkek ve kadın, cümlesinin kaçtı huzuru...</en8>

<en8>Müşrik ve muvahhid, iki fırka olup urban, </en8>

<en8>Yıllarca dökülmüş yine kan üstüne bir kan.</en8>

<en8>Şakk etti kamer, Fahr-i Beşer, ol Yüce Server, </en8>

<en8>Her yerde ve her ânda onun nuru muzaffer.</en8>

<en8>Kur'ândı kàli, nurdu yolu, ümmeti mutlu, </en8>

<en8>Ümmet olanın kalbi bütün nur ile doldu.</en8>

<en8>Çekmezdi keder, ol sözü cevher, özü kevser, </en8>

<en8>Ol Sûre-i Kevser, dedi a'dâsına “ebter!”</en8>

<en8>Ol Şems-i Ezelden kaçınan ol kuru başlar </en8>

<en8>Gayyâ-i Cehennemde bütün yakmış ateşler.</en8>

<en8>Bitmişti nefes, çıkmadı ses, bıktı da herkes </en8>

<en8>Ol nura varıp baş eğerek hem dediler pes!</en8>

<en8>İdraki olan kafile ayrıldı Kureyş’ten,</en8>

<en8>Feyz almak için doğmuş olan şânlı güneşten.</en8>

<en8>Ol kevser-i Ahmed’den içip herbiri tas tas, </en8>

<en8>Olmuştu o gün sanki mücellâ birer elmas.</en8>

<en8>Ol başlara tâc, derde ilâç, mürşid-i âlem, </en8>

<en8>Eylerdi nazar bunlara nuruyla demâdem...</en8>

<en8>Bunlardı o a'dâyı boğan bir alay arslan, </en8>

<en8>Hak uğruna, nur uğruna olmuş çoğu kurban.</en8>

<en8>Bunlardan o gün ehl-i nifâk cümle kaçardı, </en8>

<en8>Müşrik ise, ol aklı anın kalmaz uçardı.</en8>

<en8>Bunlardı o Peygamberin ashâbı ve àlî, </en8>

<en8>Dünyada ve ukbâda da hem şânları àlî.</en8>

<en8>Tavsif ediyor bunları hep şöylece Kur'ân, </en8>

<en8>Sulh vakti koyun, kavgada kükrek birer arslan!</en8>

<en8>Hep yüzleri pâk, sözleri hak, yolları haktı, </en8>

<en8>Merkebleri yeller gibi Düldüldü, Burâktı.</en8>

<en8>Bir cezbe-i “Yâ Hayy!” ile seller gibi aktı, </en8>

<en8>A'dâya varıp herbiri şimşek gibi çaktı.</en8>

<en8>Bunlardı o gün halka-i tevhidi kuranlar, </en8>

<en8>Bunlardı o gün baltalayıp küfrü kıranlar.</en8>

<en8>Bunlardı mübârek yüce cem'iyet-i şûrâ, </en8>

<en8>Bunlardı o nurdan dizilen halka-i kübrâ.</en8>

<en8>Bunlardı alan Suriye, Irak, ülke-i Kisrâ, </en8>

<en8>Bunlarla ziyâdâr o karanlık koca sahrâ.</en8>

<en8>Bunlardı veren; hasta, alîl gözlere bir fer, </en8>

<en8>Bunlardı o tarihe geçen şânlı gazanfer.</en8>

<en8>Her hepsi de bir zerre-i nuru o Habîbin, </en8>

<en8>Her ân görünür gözlere ondan nice yüzbin.</en8>

<en8>Nur altına girmiş bulunan türlü cemâat, </en8>

<en8>Hem buldu bekà, hem de bütün gördü adâlet.</en8>

<en8>Ecdâd-ı izâmın o büyük rûhları küskün, </en8>

<en8>Zîra ne küfürler okunur onlara her gün...</en8>

<en8>Yağmıştı o gün ah ne kederler, ne elemler, </en8>

<en8>Âciz onu hep yazmağa, eller ve kalemler.</en8>

<en8>Binlerce yetîmin yıkılan kalbini sen yap, </en8>

<en8>Affet yeter artık, o Habîb aşkına yâ Rab!..</en8>

<en8>Derken yeter artık, bizi affet güzel Allah! </en8>

<en8>Sarsıldı cihan, öldü de bir gümgüme nâgâh.</en8>

<en8>Buz parçası hâlinde bulut, bir yere düşmüş, </en8>

<en8>Erkek ve kadın hepsi de ol semte üşüşmüş...</en8>

<en8>Derhâl açılıp gökyüzü hem parladı ol nurdan gelen Risalei'n-Nur</en8>

<en8>Hallâk-ı Rahîm eyledi mahlûkunu mesrûr.</en8>

<en8>Zulmet dağılıp başladı bir yepyeni gündüz, </en8>

<en8>Bir neş'e duyup sustu biraz ağlayan o göz.</en8>

<en8>Bir dem bile düşmezken onun âhı dilinden, </en8>

<en8>Kurtuldu, yazık dertli beşer derdin elinden.</en8>

<en8>Ol taze güneş, ülkeye serptikçe ışıklar, </en8>

<en8>Hep şâd olacak, şevk bulacak kalbi kırıklar.</en8>

<en8>Her kalbe sürûr, her göze nur doldu bugünden, </en8>

<en8>Bir müjde verir sanki o bir şânlı düğünden.</en8>

<en8>Arzeyleyelim ol yüce Allah’a şükürler, </en8>

<en8>Kalkar bu kahr ü cehl ve dalâl, şirk ve küfürler.</en8>

<en8>Ol nur-u hüdâ saldı ziyâ, kalbe safâ hem, </en8>

<en8>Gösterdi bekà, göçtü fenâ, buldu vefâ hem.</en8>

<en8>Çıkmıştı şakì, geldi nakî gördü adâvet, </en8>

<en8>Eylerdi nefiy, oldu hafî nur-u hidayet.</en8>

<en8>Fışkırdı Risale-i Nur, ufuktan nur-u Risalet </en8>

<en8>Ol nur-u Risalet verecek emn ü adâlet.</en8>

<en8>Allah’a şükür, kalkmada hep cümle karanlık, </en8>

<en8>Allah’a şükür, dolmada hep kalbe ferâhlık.</en8>

<en8>Allah’a şükür, işte bugün perde açıldı, </en8>

<en8>Âlemlere artık yine bir neş'e saçıldı.</en8>

<en8>Artık bu sönük canlara can üfledi cânân, </en8>

<en8>Artık bu gönül derdine ol eyledi derman.</en8>

<en8>Bir fasl-ı bahar başladı illerde bugünden, </en8>

<en8>Bir sohbet-i gül başladı dillerde bugünden.</en8>

<en8>Benden bana ben gitmek için Risale-i Nur diye koştum, </en8>

<en8>Nur derdine düştüm de denizler gibi coştum.</en8>

<en8>Bir zerrecik olsun bulayım der de ararken </en8>

<en8>Düştüm yine deryâ gibi bir nura bugün ben.</en8>

<en8>Verdim ona ben gönlümü baştan başa artık, </en8>

<en8>Mâşukum odur, şimdi benim, ben ona âşık.</en8>

<en8>Ol nur-u ezel hem kararan kalblere lâyık, </en8>

<en8>Ol nurdan alır feyzini hem cümle halâyık.</en8>

<en8>Kahreyledi ol zulmeti Risale-i Nura akanlar, </en8>

<en8>Nur kahrına uğrar, ona hasmâne bakanlar.</en8>

<en8>Küfrün bütün alayı hücum etse de ey nur! </en8>

<en8>Etmez seni dûr, kendi olur belki de makhûr.</en8>

<en8>Sensin yine hazır, yine sensin bize nâzır</en8>

<en8>Ey nur-u Rahîm, ey ebedî bir cilve-i Kudret-i Fâtır!</en8>

<en8>Bir neş'e duyurdun îmânla sırr-ı ezelden, </en8>

<en8>Bir müjde getirdin bize ol nâmlı güzelden.</en8>

<en8>Mâdemki içirdin bize ol âb-ı hayattan</en8>

<en8>Bir zerre kadar kalmadı havf şimdi memâttan.</en8>

<en8>Hasret yaşadık nuruna yıllarca bütün biz, </en8>

<en8>Masûm ve alîl, türlü belâ çekti sebebsiz.</en8>

<en8>Yıllarca akan, kan dolu göz yaşları dinsin, </en8>

<en8>Zâlim, yere batsın, o zulüm bir yere sinsin.</en8>

<en8>Yıllarca, asırlarca bu nurun yine yansın, </en8>

<en8>Öksüz ve yetîm, dul ve alîl hepsi de kansın.</en8>

<en8>Ey nur gülü, nur çehreni öpsem dudağından, </en8>

<en8>Kalb bahçesinin kalbine diksem budağından.</en8>

<en8>Her dem kokarak hem o güzel râyihasından</en8>

<en8>Çıksam yine ben âlem-i fânî tasasından.</en8>

<en8>Nur güllerin açsın, yine miskler gibi tütsün, </en8>

<en8>Sînemde bu can bülbülü tevhid ile ötsün.</en8>

<en8>Sensin bize bir neş'e veren ol gül-ü hàlis, </en8>

<en8>Sensin bize hem cümleden a'lâ, dahi muhlis.</en8>

<en8>Ey Nur-u Risaletten gelen bir bürhân-ı Kur'ân! </en8>

<en8>Ey sırr-ı Furkàndan çıkan hüccet-i îmân!</en8>

<en8>Sendin bize matlûb, yine sendin bize mev'ûd, </en8>

<en8>Sâyende bugün herkes olur zinde ve mes'ûd.</en8>

<en8>Her ân seni bekler ve sayıklardı bu dünya, </en8>

<en8>Hak kendini gösterdi, bugün bitti o rüya.</en8>

<en8>Bin üçyüz senedir toprağa dönmüş nice milyar </en8>

<en8>Mü'min ve muvahhid seni gözlerdi hep ey yâr!</en8>

<en8>Her hepsi de senden yana söylerdi kelâmı </en8>

<en8>Her hepsi de her ân sana eylerdi selâmı.</en8>

<en8>Nur çehreni açsan, atarak perdeyi yüzden</en8>

<en8>Söyler bana rûhum yine مَا ازْدَدْتُ يَقِينًا</en8>

<en8>Vallah, ezelden bunu ben eyledim ezber: </en8>

<en8>Risalei'n-Nurdur vallah o son müceddid-i ekber.</en8>

<en8>Yüzlerce sened, hem nice yüzlerce işâret, </en8>

<en8>Eyler bu mukaddes koca da'vâya şehâdet.</en8>

<en8>En başta gelen şâhid-i adl Hazret-i Kur'ân </en8>

<en8>Göstermiş ayânen otuzüç yerde o bürhân.</en8>

<en8>يَا مُدْرِكًا nin kalbine gömmüş Esedullâh, </en8>

<en8>Çok sır ki, bilenler oluyor hep sana âgâh.</en8>

<en8>كُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ demiş ol pîr-i muazzam, </en8>

<en8>Binlerce velî hem yine yapmış buna bin zam.</en8>

<en8>Mu'cizdir o söz, haktır o öz, görmedi her göz, </en8>

<en8>Artık bu muammâları gel sen bize bir çöz.</en8>

<en8>Altıncı Söz’ün aldı bütün fiil ve sıfâtı, </en8>

<en8>Verdim de arındım ona hem zât ve hayatı.</en8>

<en8>Müflis ve fakir bekliyordum şimdi kapında </en8>

<en8>Tevhide eriştir beni, gel varını sun da.</en8>

<en8>“Ben!.. Ben!..” diye yazdımsa da sensin yine ol “Ben” </en8>

<en8>Hiçten ne çıkar, hem bana benlik yine senden.</en8>

<en8>Affet beni ey affı büyük lütfu büyük Risalei'n-Nur!</en8>

<en8>Bir dem bile hem eyleme senden beni yâ Rabbenâ mehcur!</en8>

<en8>Nur aşkına, Hak aşkına, dost aşkına ey nur! </en8>

<en8>Nurunla ve sırrınla bugün kıl bizi mesrûr.</en8>

<en8>Ey Nur-u Ezelden gelen Nur-u Muhammed (A.S.M.) </en8>

<en8>Ey sırr-ı îmândan gelen nur-u müebbed!</en8>

<en8>Binlerce yetîmin duyulan âhını bir kes, </en8>

<en8>Sarsar o büyük arşı da Vallah bu çıkan ses.</en8>

<en8>Vallah cemîlsin, yeter artık bu celâlin!</en8>

<en8>Göster bize ey Nur-u Muhammed, bir kere cemâlin!</en8>

<en8>Dergâhını aç, et bize ihsân, yine ey nur-u Risalet!</en8>

<en8>Biz dertli kuluz, kıl bize derman, yine ey nur-u hakikat!</en8>

<en8>Emmâre olan nefsimizin emrine uyduk,</en8>

<en8>Ver bizlere sen nur ile îkan, yine ey Nur-u Kur'ân!</en8>

<en8>Hırs ateşi sönsün de gönül gülşene dönsün,</en8>

<en8>Saç nurunu, hem feyzini her ân, yine ey nur-u îmân!</en8>

<en8>Sen nur-u Bedî', Nur-u Rahîmsin bize lütfet, </en8>

<en8>Hep isteğimiz aşk ile îmân, yine ey Nur-u İlâhî!</en8>

<en8>Dinin çekilip, dev gibi saldırmada vahşet,</en8>

<en8>Rahmet bizi, garketmeye tûfân, yine ey Nur-u Rahmânî!</en8>

<en8>Pür-nura boyansın bütün âfâk-ı cihanın,</en8>

<en8>Her yerde okunsun da bu Kur'ân, yine ey Nur-u Sübhânî!</en8>

<en8>Mahbûbuna uyduk, hepimiz ümmeti olduk, </en8>

<en8>Ağlatma yeter, et bizi handân, yine Ey Nur-u Rabbânî!</en8>

<en8>Ol Ravza-i Pâk-i Ahmedi (A.S.M.) göster bize bir dem, </en8>

<en8>Artık olalım hep ona kurban, yine Ey Nur-u Samedânî!</en8>

<en8>İslâma zafer ver bizi kurtar, bizi güldür, </en8>

<en8>A'dâmızı et hâk ile yeksân, yine ey Nur-u Furkànî!</en8>

<en8>Her belde-i İslâm ile, olsun bu yeşil yurd,</en8>

<en8>Tâ haşre kadar Cennet-i cânân, yine ey Nur-u îmânî!</en8>

<en8>Ol Fahr-i Cihan, âl-i abâ hakkı için yâ Rab! </en8>

<en8>Hıfzet bizi âfât ve belâdan, yâ Nure'l-Envâr, Bihakkı İsmike'n-Nur!</en8>

Âciz, Bîçâre Talebeniz

Hasan Feyzi

(Rahmetullâhi Aleyh) ∗∗∗