Bediüzzaman Said Nursî Kimdir?
Risale-i Nur Külliyatı'nın müellifi (1878 – 1960)
Said Nursî, 1878'de Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde doğdu. Küçük yaşta başladığı medrese tahsilinde gösterdiği olağanüstü kabiliyet ve hafıza sebebiyle kendisine "Bediüzzaman" (zamanın benzersizi) unvanı verildi.
Eski Said Dönemi
Doğu'da din ilimleriyle birlikte müsbet ilimlerin de okutulacağı Medresetüzzehra adını verdiği bir üniversite kurma ideali için 1907'de İstanbul'a geldi. Birinci Dünya Savaşı'nda talebeleriyle birlikte milis alay komutanı olarak Kafkas cephesinde savaştı; Bitlis müdafaasında yaralanarak Ruslara esir düştü. Yaklaşık iki buçuk yıl süren esaretten firar ederek 1918'de İstanbul'a döndü ve dönemin ilmî heyeti Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye azalığına tayin edildi.
Hayatından Kesitler
“Ben seksen kitap okudum”
Molla Said, henüz çocuk denecek yaştayken Şirvan'da bulunan ağabeyi Molla Abdullah'ın yanına gitti. Aralarında geçen konuşma, onun ilim tahsilindeki alışılmadık hızını gösterir. Molla Abdullah “Sizden sonra ben Şerh-i Şemsî kitabını bitirdim; siz ne okuyorsunuz?” diye sorunca aldığı cevap şu oldu: “Ben seksen kitap okudum.” Ağabeyi hayretle “Ne demek?” dedi. Molla Said, sıralarına dahil olmayan pek çok kitabı da okuduğunu söyleyince Molla Abdullah onu imtihan etmek istedi. İmtihanın sonunda, sekiz ay önce kendi talebesi olan kardeşini bu defa kendisine üstad kabul etti.
“Kur'ân'ın sönmez bir güneş olduğunu dünyaya göstereceğim!”
Van'da Vali Tahir Paşa'nın konağında kaldığı yıllarda, Paşa bir gün ona bir gazete haberi okudu. Haberde, İngiltere Sömürgeler Bakanı William E. Gladstone'un elinde Kur'ân'ı tutarak yaptığı bir konuşmadan söz ediliyordu: “Bu, İslâmların elinde kaldıkça, biz onlara hâkim olamayız. Ya Kur'ân'ı sukut ettirmeli, veyahut Müslümanları ondan soğutmalıyız.”
Bu sözler genç Said'in ruh âleminde volkanları ateşledi. Haberi işitir işitmez dudaklarından âni bir gürleyiş döküldü:
Kur'ân'ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu dünyaya göstereceğim!
Görünüşte bir gencin dünya devlerine meydan okuyuşuydu bu. Hakikatte ise bütün kabiliyetleriyle birlikte hayatını Kur'ân'a takdim edişti. O âna kadar elde ettiği bütün bilgiler, önünde birer basamak oldu. Bu haberden sonra hayatında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Şekerci Hanı'nda bir meydan okuyuş
Doğu'da din ilimleriyle müsbet ilimlerin birlikte okutulacağı Medresetü'z-Zehrâ projesine destek bulmak için İstanbul'a geldi. Padişaha ulaşmak maksadıyla yazdığı dilekçe Mabeyinde dikkate alınmadı; üstelik başına çeşitli işler açtı. Fatih'teki Şekerci Hanı'na yerleşti ve kapısına şu duyuruyu astı: “Sual sorulmaz; her türlü suale cevap verilir.” İstanbul'un âlimleri akın akın ziyaretine geldi. Maceralı İstanbul hayatının önemli bir kısmı ise tımarhane ve tevkifhanelerde geçecekti.
Cephede tefsir, esarette sabır
Birinci Dünya Savaşı'nda talebeleriyle birlikte Kafkas cephesinde çarpıştı. Savaşın ortasında İşârâtü'l-İ'câz tefsirini telif etti. Bitlis'in düşüşünde bir avuç talebesiyle Rus askerlerinin tabur içine düştüler; dört kişi dışında bütün arkadaşları şehit oldu. Kendi ifadesiyle:
Otuz saat, o halde çamur içinde, ben yaralı iken hıfz-ı İlahî ile istirahat-ı kalple bulunduk.
Yaralı olarak Ruslara esir düştü. Yaklaşık iki buçuk yıl süren esaretten firar ederek 1918 ortalarında İstanbul'a döndü. Tanin gazetesi dönüşünü “Muvasalat” başlığıyla duyurdu. İstanbul'daki ilk işi, cephede yazdığı İşârâtü'l-İ'câz'ı bastırmak oldu; Harbiye Nazırı Enver Paşa “Benim de bir hizmetim olsun” diyerek eserin kâğıt masraflarını üstlendi.
Üç yüz sene sonrasına hitap
Van'daki Horhor Medresesi, Risale-i Nur mektebinin çekirdeği sayılır. Bediüzzaman, bu yıllarda kendisinden asırlar sonra geleceklere seslenmişti:
Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitane Nur'un sözünü dinleyen… Sizlere hitap ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, “Sadakte” deyiniz… Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır.
Yeni Said Dönemi ve Risale-i Nur
1925 sonrasında Burdur'a, ardından Isparta'nın Barla nahiyesine gönderildi. Risale-i Nur Külliyatı'nın telifi büyük ölçüde burada başladı. Eskişehir (1935), Denizli (1943) ve Afyon (1948) mahkemelerinde yargılandı, defalarca hapis ve sürgünle imtihan edildi; eserlerini bu şartlar altında telif etmeye devam etti.
"Kimin himmeti milleti ise, o tek başıyla küçük bir millettir."
— Hutbe-i Şamiye
Ömrünün son yıllarını Isparta ve Emirdağ'da geçiren Said Nursî, 23 Mart 1960'ta Urfa'da vefat etti.
Eserleri
Telif ettiği Risale-i Nur Külliyatı; Sözler, Mektubat, Lem'alar ve Şualar başta olmak üzere yaklaşık 6.000 sayfalık bir eserler bütünüdür. Külliyat hakkında ayrıntılı bilgi için Risale-i Nur Nedir? sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.