Emirdağ Lâhikası

Takdim

1. bölüm / 31

Takdim

Bu lâhika mektûbları –ki “ Yirmiyedinci Mektûb ”tur– Risale-i Nurun ilk te'lifi ile başlayıp devam edegelmiştir. Risaleler Barla’da te'lif edilmeye başlanıp Isparta ve civarındaki kıymetdâr talebeleri bu risaleleri okumak ve yazmak sûretiyle istifade ve istifaza ettiklerinde hissiyatlarını, iştiyak ve ihtiramlarını bir şükrân borcu olarak muhterem müellifi Hazret-i Üstada mektûblarla takdim etmişler. Bazı müşkülâtlarının ve suâllerinin halledilmesini ricâ etmişler; böylece hem Hazret-i Üstad’ın, hem talebelerin mektûbları ile “ Barla ”, “ Kastamonu ” ve “ Emirdağ ” lâhika mektûbları vücûda gelmiştir.

BARLA LÂHİKALARI:

Risale-i Nurun Barla’da te'lif edildiği ve kalemle istinsah edilerek neşre başlandığından Eskişehir hapsi zamanına kadar olan devrede Nurun ilk müştâk talebelerinin, Nurların hemen te'lifi zamanında, ilk okuyup yazdıklarında duydukları samîmî hissiyat, kalbî ve rûhî istifade ve istifazalarını dile getiren fıkralarını ve Hazret-i Üstad’ın da bazı mektûblarını ihtiva etmektedir.

KASTAMONU LÂHİKALARI İSE:

Eskişehir hapsinden tahliyeden sonra Nur Müellifi Kastamonu’ya nefyedilmiş, Denizli hapsi zamanına kadar orada ikamete mecbur edilmiş; bu müddet zarfında Nur Müellifi Isparta’daki talebeleri ile dâimî muhâbere ederek Nurların hatt-ı Kur'ânla yazılıp çoğalması, neşri ve inkişafı ve eski yazı bilmeyen gençlerin istifadesi için de, Risale-i Nur Külliyatından bazı bahislerin daktilo ile çoğaltılması hususunda şedîd alâka göstermiş ve Risale-i Nurun mâhiyeti, kıymeti, derûhde ettiği kudsî vazife-i îmâniyesi ve mazhariyeti; hem talebelerinin tarz-ı hizmetleri, mütecâviz dinsizler karşısında sebat ve metânetleri ve Ehl-i İslâmın birbiri ile muâmelâtında takib edecekleri ihlâslı hareketleri gibi, dâhilî ve haricî birçok mes'elelere temâs etmiştir. Bu itibarla Kastamonu Lâhika mektûbları bilhassa yazıldığı zaman itibariyle de büyük ehemmiyet kesbeden bir devrin mahsulü olması ve birçok ictimâî mes'eleleri ve küllî îmânî bir nazar-ı hakikatle mütâlaa, mülâhaza ve küllîleşmesi gibi cihetlerde büyük kıymeti hâizdir.

EMİRDAĞ LÂHİKA MEKTÛBLARI BİRİNCİ KISMI:

15 Haziran 1944’de Denizli hapsinden berâet ile tahliyeden sonra Hey'et-i Vekile kararıyla Emirdağı’nda ikamete memur edilen Risale-i Nur

Takdim

Müellifi Said Nursî Hazretleri 1947 sonlarına kadar, yani üçüncü büyük hapis olan Afyon hapsine kadar Emirdağı’nda ikamet ettiği müddetçe Isparta, Kastamonu, İstanbul, Ankara ve Üniversite talebeleri ile Anadolu’da Nurların neşre başlandığı yerlerdeki talebelerine hizmete müteallik bazı mektûb ve suâllerine cevaben yazdığı mektûblardır.

İkinci kısım ise:

1948-1949 Afyon Cezaevinde yirmi ay mevkufen kalıp tahliyeden sonra tekrar Emirdağı’na avdet edip orada bir müddet kaldıktan sonra 1951 yılında Eskişehir’de iki ay ikameti müteâkib, oradan da Gençlik Rehberi mahkemesi münâsebetiyle iki defa İstanbul’a gelip üçer ay İstanbul’da kaldığı 1952-1953 tarihlerinde ve daha sonra yine Emirdağı’nda iken talebelerine yazdığı mektûblar ve mahkemelere ve da'vâlara temâs eden mes'elelere dair müteaddid bahislerdir.

1953’ten sonra ikamet eylediği Isparta’da da ara sıra yazdığı mektûblar da vardır. Eskişehir, Denizli ve Afyon Cezaevlerinde iken hapisteki talebelerine yazdığı pek kıymetdâr hapishâne mektûbları ise, yine Müellif-i Muhterem Hazret-i Üstad’ın neşrini tensibiyle “ Şuâlar ” Mecmuasında aynen neşredilmiştir. Bu lâhikalarda geçen talebelerin mektûbları, Nurlardan aldıkları feyz-i îmân, ihlâs ve sadâkatlerini, şehâmet-i îmâniyelerini ifâde ile üstadlarına arz etmek ve teşekkürâtlarını bildirmekle bu zamanda zuhûr eden bu ders-i Kur'âniyenin muhâtabları olduklarını izhâr ediyor. Ve Risale-i Nurun hakkâniyetine ve Hazret-i Üstad’ın da'vâsına birer şâhid hükmünde bulunuyor.

Risale-i Nurun te'lifi ve neşriyle beraber bu lâhika mektûblarının zuhûru, devamı ve neşri, bizzat muhterem müellifi tarafından yapılması ve tensib edilmesi ve müteaddid mektûblarda da bu lâhikaların kıymetini ifâde buyurmaları ve nazara vermeleri, herhalde bu lâhikaların ehemmiyetini tebârüze kâfîdir.

Evet Risale-i Nurun te'lifi, zuhûru ve neşri ile beraber Hizmet-i Nuriyenin ve ders-i Kur'âniyenin ta'liminde ve îfâsında ve meslek-i Nuriyenin taallümünde ve uzun bir zamandaki hizmetin devamında vâki olacak binler ahvâl ve hücuma ma'rûz talebelerin cereyanlar karşısında sebat, metânet ve ihlâsla hareketlerinde onlara yol gösterecek, Hizmet-i Kur'âniyenin inkişafında sühûlete medâr olacak îkaz ve ihtarlara elbette ihtiyaç zarûrîdir, kat'îdir, bedîhîdir.

İşte Hazret-i Üstad’ın bu gibi şübhe götürmez hakikatlere ve mes'elelere isabetle parmak basıp dikkati çekmesi, talebelerini îkazda bulunması, elbette bu hizmet-i kudsiyenin ehemmiyeti iktizasındandır.

Hem bu lâhikaların bir kısmı ihtiyaca binâen yazılmış ve yazdırılmış ihtarlar olması ve aynı ihtiyacın her zaman tekerrürü melhûz bulunduğundan dâima müracaat olunacak hikmetleri ve düsturları muhtevîdir. Nitekim yüzer vâkıalar, hâdiseler ve mes'elelerde bu ihtiyaç, kendini göstermiştir.

Nurların birinci talebesi Hulûsî Bey, Hazret-i Üstada arz ettiği bir mektûbunda “ Dünyayı unutmak isteseniz başka hiçbir sebeb olmasa dahi, yalnız bu mübârek Sözlerle râbıta peydâ eden insanların ricâ edecekleri izâhatı vermek isteyecek ve cevabsız bırakmayacaksınız... Allah için sizi sevenlere ve sizden istizahta bulunanlara yazdığınız pek kıymetli yazılarla meclis-i ilmînizde takrîr buyurduğunuz mütenevvi' ve Sözler’e bile geçmeyen mesâil, kat'iyyetle gösteriyorlar ki, ihtiyaç da, hizmet de bitmemiştir ” demekte ve Nurların hizmetinde, îkaz, ihtar ve irşadlara ihtiyaç bulunacağını ifâde etmektedir ki, ondan sonra zuhûr eden ihtiyaca muvâfık lâhikalar o mübârek zâtın isabetli sözünü te'yid etmiştir.

Bu lâhikalarda görüleceği gibi, Nur Müellifi Azîz Üstadımız Risale-i Nurun neşri, okunup yazılması gibi bizzat Nurlarla iştigâle ehemmiyet vermekte, talebelerini dâima teşvik etmektedir. Bunun lüzum ve hikmeti ise; şübhesiz izâhtan vârestedir. Zîra: Asrımızda kâinât fenleri ve maddî ilimler revâcda olup, yeni yetişen nesiller bu ilim ve fenleri okudukları; hem tabîiyyûn ve maddiyûnun din ve maneviyat aleyhindeki neşriyatı; hem küfr-ü mutlak cereyanı ki, hiçbir din ve maneviyatı tanımayan ve Allah’a îmân hakikatine karşı muâraza ederek dinsizliği neşreden, İslâmî fikri zedeleyen ve bütün beşeriyeti tehdid eden, yeni nesillere ve gençliğe îmânsızlık fikr-i küfrîsini aşılamak isteyen kitab, broşür, gazete gibi neşir vâsıtalarının İslâm ve îmân düşmanlarınca ön plâna alındığı böyle acîb ve dehşetli bir zamanda elbette Risale-i Nura, okunmasına, neşredilmesine şiddetle ihtiyaç ve zarûret var.

Çünkü, Risale-i Nur, Kur'ân-ı Hakîm’in bir mu'cize-i maneviyesi ve bu zamanın dinsizliğine karşı manevî atom bombası olarak solculuk cereyanlarının maneviyat-ı kalbiyeyi tahribine mukâbil, maneviyat-ı kalbiyeyi tamir edip ferden-ferdâ îmân-ı tahkîkîden gelen muazzam bir kuvvet ve kudrete istinâdı okuyucuların kalblerine kazandırıyor. Ve bu vazifeyi de yine mukaddes Kur'ânımızın ilhâm ve irşadıyla ve dersiyle îfâ ediyor. Tefekkür-ü îmânî dersiyle, tabîiyyûn ve maddiyûnun boğulduğu aynı mes'elelerde tevhid nurunu gösteriyor; îmân hakikatlerini madde âleminden temsîller ve deliller göstererek izâh ediyor. Liselerde, üniversitelerde okutulan ilim ve fenlerin aynı mes'elelerinde îmân hakikatlerinin isbâtını güneş zuhûrunda gösteriyor.

Bu gibi çok cihetlerle Risale-i Nur bu zamanda ehl-i îmân ve İslâm için ön plânda ele alınması icâb eden ehl-i îmân elinde manevî elmas bir kılınçtır. Asrın idrakine, zamanın tefehhümüne, anlayışına hitâb eden, ihtiyaca en muvâfık tarzı gösteren, ders veren ve doğrudan doğruya feyz ve ilhâm tarîkiyle âyetlerin yıldızlarından gelen ders-i Kur'ânîdir. Küllî mârifetullâh bürhânlarıdır.

Asrımızın efkârının anlayışına ve idrakine hitâb edici mâhiyeti ve Kur'ân-ı Hakîmin bu zamanın fehmine bir dersi olması noktasından Nur Risaleleri, bilhassa bu memlekette büyük ehemmiyet kazanmıştır. Asırlarca Kur'âna bayraktarlık yapan ve dünyayı diyânetiyle ışıklandıran bu necîb millet, yine dünyaya örnek, ahlâk ve fazilette üstad olarak insanlığın geçirdiği müdhiş buhranlardan halâs için çare-i necâtı göstermektedir. Beşeriyeti dehşetli sadmelere uğratan, tehdid eden, anarşiliğin ifsad ve tahribin, yegâne çaresi ancak ve ancak ilâhî, semâvî bir dinin ezelî ve ebedî hakikatleridir, Hakikat-i İslâmiyettir. Risale-i Nur, Hakikat-i İslâmiye ve Kur'âniyeyi müsbet ve müdellel bir şekilde insanlığın nazar-ı tahkîkine arz ve ifâde etmektedir.

Hem Nur Müellifi bir mektûbunda “ Dâhilde tarafgirâne adâvet ve münâkaşalara vesile olan fürûâtı değil, belki bütün nev'-i beşerin en ehemmiyetli mes'elesi olan erkân-ı îmâniyeyi ve beşerin medâr-ı saâdeti ve umum İslâmın esâs ve râbıta-i uhuvveti bulunan Kur'ânın hakàik-ı îmâniyesini bulmak ve muhtaçlara buldurmaya hayatımı vakfettim ” demek sûretiyle Hizmet-i İslâmiyenin ve mesâil-i diniyenin umumunu tazammun eden vüs'at ve câmiiyeti hâiz bulunduğunu; dinî hizmetlerin her nev'ini te'yid ve teşvik ettiğini ve bir cadde-i kübrâ-yı Kur'âniye olan Risale-i Nur dâiresinin umum ehl-i îmân ve İslâma şâmil bulunduğunu ifâde ediyor.

Ve yine aynı mektûbunda devamla “ Hattâ değil Müslümanlarla, belki dindar Hıristiyanlarla dahi dost olup adâveti bırakmağa çalışıyorum. ” Harb-i Umumî ve komünizm altındaki anarşistlik tehlike ve tahribâtlarının lisân-ı hâliyle “ Dünya fânîdir, firâklarla doludur. Ey insanlar, adâveti bırakınız, Kur'ân dersini dinleyip birleşiniz; yoksa sizi mahvedeceğiz ” diye beyânıyla bu zamanın şartları ve icâbları karşısında tarz-ı hizmeti yine Kur'ânın nuruyla göstererek hakîmâne irşadın ve tevfik-i ilâhiyeye muvâfık hareketle isabetli hizmetin îfâsı gibi noktalardan Risale-i Nurun lüzum ve ehemmiyetini tebârüz ettiriyor.

İşte Lâhika Mektûbları bu gibi hususlara da işâret ediyor. Değişen dünya hâdiseleri geniş ve küllî mes'eleler ve şartlar altında isabetli Hizmet-i Kur'âniyenin esâslarını ders veriyor.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin Hizmetkârları

Tahiri, Zübeyr, Hüsnü Bayram, Mustafa Sungur, Bayram