Mektubat

Yedinci Mektûb

7. bölüm / 54

Yedinci Mektûb

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

Azîz Kardeşlerim!..

Bana söylemek üzere Şamlı Hâfız’a iki şey demişsiniz.

Birincisi: “Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın Zeyneb’i tezevvücünü, eski zaman münâfıkları gibi, yeni zamanın ehl-i dalâleti dahi medâr-ı tenkid buluyorlar, nefsânî, şehevânî telâkki ediyorlar.” diyorsunuz.

Elcevab: Yüzbin defa hâşâ ve kellâ!..O dâmen-i muallâya, şöyle pest şübehâtın eli yetişmez. Evet, onbeş yaşından kırk yaşına kadar, harâret-i garîziyenin galeyânı hengâmında ve hevesât-ı nefsâniyenin iltihabı zamanında, dost ve düşmanın ittifakıyla, kemâl-i iffet ve tamam-ı ismet ile Haticetü'l-kübrâ (R.A.) gibi ihtiyarca bir tek kadın ile iktifâ ve kanâat eden bir zâtın, kırktan sonra, yani harâret-i garîziye tevakkufu hengâmında ve hevesât-ı nefsâniyenin sükûneti zamanında kesret-i izdivâc ve tezevvücâtı; bizzarûre ve bilbedâhe nefsânî olmadığını ve başka ehemmiyetli hikmetlere müstenid olduğunu, zerre kadar insafı olana isbât eder bir hüccettir.

O hikmetlerden birisi şudur ki: Zât-ı Risalet’in akvâli gibi, ef'âl ve ahvâli ve etvâr ve harekâtı dahi menâbi-i Din ve Şerîattır ve ahkâmın me'hazleridir. Şıkk-ı zâhirîsine sahâbeler hamele oldukları gibi; hususî dâiresindeki mahfî ahvâlâtından tezâhür eden esrâr-ı din ve ahkâm-ı Şerîatın hameleleri ve râvileri de, Ezvâc-ı Tâhirâttır. Ve bilfiil o vazifeyi îfâ etmişlerdir. Esrâr ve ahkâm-ı Dinin hemen yarısı, belki onlardan geliyor. Demek bu azîm vazifeye, birçok ve meşrebce muhtelif ezvâc-ı tâhirât lâzımdır.

Gelelim Hazret-i Zeyneb’in tezevvücüne:

Yirmibeşinci Söz’ün, Birinci Şu'lesinin Üçüncü Şuâı’nın misâllerinden olan: ﴾ مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلٰكِنْ رَسُولَ اللّٰهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ ﴿ âyetine dair şöyle yazılmış ki; insanların tabakàtına göre, bir tek âyet, müteaddid vücûhlarla herbir tabakanın fehmine göre bir mânâ ifâde ediyor.

Bir tabakanın şu âyetten hisse-i fehmi şudur ki: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın hizmetkârı veya “oğlum” hitâbına mazhar olan

Yedinci Mektûb

Zeyd (R.A.), rivâyet-i sahîha ile –itirafına binâen– izzetli zevcesini, kendine ma'nen küfüv bulmadığı için tatlîk etmiş. Yani, Hazret-i Zeyneb başka yüksek bir ahlâkta yaratılmış ve bir Peygambere zevce olacak fıtratta olduğunu, Zeyd ferâsetle hissetmiş. Ve kendisini ona zevc olacak fıtratta kendine küfüv bulmadığından, manevî imtizaçsızlığa sebebiyet verdiği için tatlîk etmiştir. Allah’ın emriyle, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm almış. Yani, ﴾ زَوَّجْنَاكَهَا ﴿ nın işâretiyle, o nikâh bir akd-i semâvî olduğuna delâletiyle, hàrikulâde ve örf ve muâmelât-ı zâhiriye fevkınde sırf Kaderin hükmüyledir ki, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm o hükm-ü Kadere inkıyad göstermiştir ve mecbur olmuştur; nefis arzusu ile değildir.

Şu Kader hükmünün de, ehemmiyetli bir hükm-ü şer'î ve mühim bir hikmet-i âmmeyi ve şümûllü bir maslahat-ı umumiyeyi tazammun eden ﴾ لِكَىْ لاَ يَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ حَرَجٌ فِى اَزْوَاجِ اَدْعِيَائِهِمْ ﴿ âyet-i kerîmesinin işâretiyle, büyüklerin küçüklere “oğlum” demeleri; zıhâr mes'eleleri gibi, yani karısına “anam gibisin” dese haram olduğu gibi değildir ki, ahkâm onun ile değişsin. Hem büyüklerin raiyetlerine ve peygamberlerin ümmetlerine pederâne nazar ve hitâbları, vazife-i risalet itibariyledir; şahsiyet-i insaniye itibariyle değildir ki, onlardan zevce almak uygun düşmesin.

İkinci bir tabakanın hisse-i fehmi şudur ki:

Bir büyük âmir, raiyetine pederâne bir şefkat ile bakar. Eğer o âmir zâhirî ve bâtınî bir pâdişah-ı rûhâni olsa; merhameti pederin yüz defa şefkatinden ileri gittiği için raiyetinin efrâdı onun hakîki evlâdı gibi ona peder nazarıyla bakarlar. Peder nazarı ise, zevc nazarına inkılâb edemediğinden ve kız nazarı da zevce nazarına kolayca değişmediğinden; efkâr-ı âmmede peygamberin mü'minlerin kızlarını alması şu sırra uygun gelmediği için, Kur'ân o vehmi def' maksadıyla der: “Peygamber, rahmet-i İlâhiye hesabıyla size şefkat eder, pederâne muâmele eder. Ve risalet nâmına siz onun evlâdı gibisiniz. Fakat, şahsiyet-i insaniye itibariyle pederiniz değildir ki, sizden zevce alması münâsib düşmesin. Ve sizlere ‘oğlum’ dese, ahkâm-ı Şerîat itibariyle siz onun evlâdı olamazsınız...”

اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى

Said Nursî ∗∗∗