Barla Lâhikası

► (291) ◄

28. bölüm / 29

► (291) ◄

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

Azîz, Sıddık, Muhlis Kardeşim ve Îmân Hizmetinde Sebatkâr, Metîn Arkadaşım!

Evvelâ: kat'iyyen bil, sen eski mevkiini Nur dâiresinde, tam muhâfaza ediyorsun. Ve senin ile muhâbere hiç kesilmemiş. Ben, kardeşlere yazdığım mektûbumda “Azîz, sıddık” dediğim vakit dâima saff-ı evvelde Hulûsî de muhâtabdır. Senin bu ağır şerâit altındaki nurlu hizmetlerine, bin bârekallâh deriz. Ve bu bîçâre hasta kardeşine ettiğin çok yüksek duâna binler âmîn deyip, Allah senden râzı olsun, sizi tebrik ederiz.

Sâniyen: Lillâhi'l-Hamd, Nurların her tarafta fütûhâtları var. En ehemmiyetli yerlere sizin gibi kahramanlar gönderiliyor. O havâlide ve Kars’ta Nurlarla alâkadar kardeşlere, hususan biraderzâdem Nihad’a, çok selâm ve selâmetlerine duâ edip duâlarını isteriz.

Buradaki nurcular size arz-ı hürmetle çok selâm ediyorlar.

اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى

Kardeşiniz ve seni unutmayan

Said Nursî ∗∗∗

► (292) ◄

Azîz Kardeşim!

Beni merak etme, Cenâb-ı Hakk’ın inâyeti devam ediyor. Hem de dünya mâdem geçer, meraka değmiyor. Sen her günde belki yirmi defa duâda tahattur edilirsin.

S. A. ∗∗∗

► (293) ◄

Nur’un makinistleri, Medresetü'z-Zehrâ’nın fa'âl, muktedir şâkird­lerinden Terzi Mehmed, Halîl İbrahim, masûmların küçük kahramanlarından Talat ve arkadaşları hem bizleri, hem bütün Nur şâkirdlerini memnun ettikleri gibi, inşâallâh ileride bu memlekete, bu Hizmet-i Nuriye ile çok büyük fâide ve netice verecekler.

Sordukları mes'ele-i şer'iye ise, şimdiki mesleğimiz ve hâlimiz, o mes'elelerle meşgul olmaya müsâade etmiyor. Yalnız bu kadar var ki: Ruhsat-ı şer'iye olan kasr-ı namaz ve takdim-te'hir; vesâit-i nakliye bir kararda olmadığı için, onlara bina edilmez. Belki kaide-i şer'iye olan kasr-ı namaz, sâbit olan mesâfeye bina edilebilir.

Eğer denilse ki, tayyare ile ve şimendifer ile bir saatte giden, zahmet çekmiyor ki, ruhsata müstehak olsun.

Elcevab: Tayyare ve şimendiferde abdest alıp, vaktinde namazını kılmak, yayan serbest gidenlerden daha ziyâde müşkülât bulunduğu için, ruhsata sebebiyet verir.

Her ne ise, şimdilik bu kadar yazılabildi. Bu mes'ele-i şer'iyeyi ulemâ-i İslâm halletmişler, bize ihtiyaç bırakmamışlar. Şimdi hazır Doktor Hayri ve Terzi Mustafa, kendi hisselerine arz-ı hürmet ve selâm ederler.

Said Nursî ∗∗∗

► (294) ◄

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَاَحْسَنَ عَزَاكُمْ وَاَعْطَاكُمْ صَبْرًا جَمِيلاً وَغَفَرَ لِمَيِّتِكُمْ وَنَوَّرَ قَبْرَهُ بِنُورِ الْاِيمَانِ وَالْقُرْآنِ وَجَعَلَهُ فِى قَبْرِهِ مُشْتَغِلاً بِرِسَالَةِ النُّورِ بَدَلَ الْفَلْسَفَةِ السَّقِيمَةِ آمِينَ

Azîz Kardeşim!

Bu hâdise dahi, Abdurrahman hâdisesi gibi bir hüccettir ki, bize şimdiki tarz-ı hayat yaramaz. Bize bu dünyada daha sâfî ve àlî ve kudsî bir hayat-ı masûmâne ihsân edildiğinden ona kanâat lâzımdı. Merhum Abdurrahman gerçi muvakkaten aldandı, fakat İstanbul’da Risale-i Nur mukaddemâtına büyük bir hizmeti var. Hem Onuncu Söz ile tam kurtuldu, sonra gitti.

Merhum Fuâd dahi, inşâallâh Risale-i Nur’un feyziyle îmânını kurtarmış ve mektûbu dahi, senin dediğin gibi gösteriyor ve size ve hânedânınıza mensûbiyetiyle, samîmî iftiharı ve kuvvetli irtibatı Risale-i Nur cihetiyle olduğunu hissettim.

Ben size tâziye vermek değil, belki hem onu hem sizi tebrik ederim ki, bu zamanın dehşetli ve dalâletli hayatından kurtuldu, daha masûm ve çok bulaşmadan gitti ve size Cennette lâyık bir evlâd ve ﴾ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ ﴿ sırrına mazhar oldu.

Ben şimdiye kadar merhum Molla Abdullâh ile beraber Abdurrahman’ı ve Ubeyd’i ekser duâlarımda zikrettiğim gibi, merhum Fuâd’ı dahi onlarla beraber her vakit yâd edeceğim, inşâallâh.

Evet kardeşim, dediğin gibi, Fuâd’ın (R.H.) mektûbu aynen Abdurrahman’ın (R.H.) mektûbu misillû, Risale-i Nur’un bir şu'le-i kerâmetini gösteriyor. Yalnız Abdurrahman’ın gayet hàlis ve şimdiki tarz-ı hayattan ve tâbirlerinden müberrâ, sâfî ifâdesi onda yoktur. Eğer dünyada kalsa idi, mağlûb olmak ihtimali vardı. Cenâb-ı Erhamürrâhimîn hem ona, hem Risale-i Nur hânedânına ve dâiresine merhamet edip, onu rahmetine ve Cennete aldı, mağlûb ettirmedi. Risale-i Nur’un küçük talebeleri dâiresindeki makamında ibkà etti. Hadsiz şükür olsun ki, bu iki kahraman biraderzâdelerim vefâtlarının ilânnâmeleriyle, Risale-i Nur şâkirdleri îmânla kabre gireceklerine dair olan müjde-i Kur'âniyeye iki misâl ve iki delil gösterdiler.

Benim tarafımdan Risale-i Nur’la alâkadar veya bizimle dost olanlara selâm ve duâ ile, Dâvud ve Nihad, iki Muhammed ve Abdülmecîd ile beraber, bütün manevî kazançlarıma her gün hissedardırlar.

Kardeşiniz

Said Nursî ∗∗∗