► (107) ◄ Sabri’nin fıkrasıdır
(Ahmed Husrev’in fıkrasıdır)
Sevgili Üstadım!
Bu hâl karşısında kendimi düşünüyorum. Ve bir de peşinde koştuğum bu kudsî hizmete bakıyorum. Cenâb-ı Hakk’ın lütf-u ihsânlarına hamdeder ve şükrederken bir kardeşimizin dediği gibi, ben de kendime diyorum ki:
Evet Husrev, iyi olan sen değilsin, takib ettiğin yol iyidir, güzeldir, parlaktır. Ondan daha güzel ve ondan daha parlak ve onlardan daha nurlu, hiçbir şey olamaz diyorum.
Sevgili Üstadım, size medyûnuz, risalelere medyûnuz. Bizi size ve risalelere ulaştıran Cenâb-ı Hakk’a medyûn ve müteşekkiriz ve hâmidiz.
Sevgili Üstadım, mektûbunuzda yorgunluğumdan bahis buyuruyorsunuz. Evet, bazen yoruluyorum, fakat yorgunluktan istirahati arzu eden nefsimi, rûhum vazifeye dâvet ediyor ve belki bugünkü sa'yim, keffâretü'z-zünûb olur. Çünkü, Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti vâsi'dir, diyorum. İşte bu düşünce ile şevk ve sevince doğru ilerlerken, yazılarımın kıymetdâr Üstadımı memnun etmesi, bu hâlimi kat kat tezyîd ediyor.
(Sabri’nin fıkrasıdır)
Evet eczâhâne-i Kur'ân’ın müstahzarâtından ve ancak binden bir nisbetindeki hikmetinden olan işbu dürr-i meknûn, es'ile ve ecvibe, işâret ve sarâhatiyle tedâvi ile, mağmûm kalbimi tesrîr ve müteessir vicdânımı tenvir ve mükedder rûhumu mahzûz edince dedim: “Aman!” Ya Rabbî! Sen, Resûlün ve Habîbin Muhammed
► (105) ◄ Ahmed Husrev’in fıkrasıdır
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى
Mustafa’nın (A.S.M.) hakîki ümmetine öyle bir tükenmez hazâin-i hikmet bahşetmişsin ki, o hazine-i kudsiye 1351 sene ahkâm-ı ezelîsi ve fermân-ı ebedîsiyle öyle bir hayat-ı bâkiye ihsân etmiş ki, hakîki verese-i Enbiyâ olan ulemâ-i be-nâm, en kısa bir âyetten nice hakàik-ı nâmütenâhiye istinbat ve istihrâc ederek Ümmet-i Muhammed’in kulûb-u mecrûhalarını Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın âb-ı hayatıyla ihyâ buyuruyorsunuz.
Ey Mâlikü'l-mülk, ey Hàlık-ı Zülcelâl, ey Hakîm-i Bîmisâl! Senin Zât-ı Azamet-i Kibriyâna ilticâ ederek niyâz ediyorum, şöyle ki: Ahkâm-ı Kur'âniyeyi i'la ve tarîk-ı Ahmediyeyi ibkà ve hakîki verese-i Enbiyânın âmâl ve makàsıdını teshîl ve teysir buyurarak bu bîçâre kullarını Kur'ân-ı Azîmü'ş-Şân’ın dâire-i nurâniyesine mes'ûdâne İ'lâ-yı Kelimetullâh etmeyi göstermeden hayat-ı bâkiye âlemine göçürme Allahım, diyerek zâhirî ve bâtinî gözlerimi levâih-ı Kur'âniye ile perdeledim, Üstadım Efendim.
Pür-kusur talebeniz
Sabri ∗∗∗
(Sözler’i, müştâkların ellerine yetiştiren kardeşim Bekir Ağa’nın fıkrasıdır)
Elimizdeki hakàik-ı Kur'âniyeyi câmi' Nur Risaleleri, her ân ve zaman bizi tarîk-ı hakikatin nurlarına istiğrak ederek, şu zaman-ı hâzıranın ehl-i îmânın kalbine verdiği ızdırâbı izâle etmektedir.
Hakka şükürler olsun ki, ehl-i îmânın üzerine musallat olan ve gayr-ı kàbil-i tahammül olan hâlât karşısında, îmân ve irşadın nurânî dâiresi dâhilinde, hak ve hakikate lâyık bir vazifede istihdam ediliyoruz. Şu zamanda yegâne medâr-ı tesellîmiz olan şey, ancak Erhamürrâhimîn’in, tavassutunuzla; bize kavuşturduğu hakikatlerdir. Lisânım, şükrânlarıma tercümân olamıyor. Ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Ancak söyleyebildiğim şey, beklediğim ümîd; benim ve ehl-i îmânın, bilhassa risalelerle alâkadar kardeşlerimin iki cihanda mesrûr olmalarını ve bilhassa başta Üstadımızın kudsî ve pek azîm hizmetinden, Hàlık-ı Kâinât Hazretlerinin râzı olmasını temennîden ibaret kalıyor. Bugünkü ahvâl-i müessifeden müteessir olmamak mümkün değil. Allah iyi yapar, inşâallâh. Ben câhilim, bu kadar yazabildim. O Sözler’in kıymetini ta'riften âcizim. Ne kadar yazsam, o eserlerin kıymetinden binde bir nebzesini gösteremez.
Talebeniz Emrullâh oğlu
Bekir ∗∗∗
► (108) ◄ Sözler’i, müştâkların ellerine yetiştiren kardeşim Bekir Ağa’nın fıkrasıdır
(Tarîkat hakkında olan Telvihât-ı Tis'a münâsebetiyle yazılmış.)
بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ
Sevgili ve Kıymetdâr Üstadım, Efendim!
Hâfız Ali Efendi kardeşimle irsâl buyurulan Yirmidokuzuncu Mektûbun Dokuzuncu Kısmı’nı pek büyük bir sevinçle aldım ve okudum. Kısmen kardeşlerimle, kısmen de yalnız başıma, beş-altı defa okuduğum hâlde, bu risalenin rûhuma ilkà eylediği nurânî feyizleri karşısında, okudukça okumak ihtiyacım artıyordu. Ve senelerden beri müştâkı bulunduğum tarîkatın böyle ulvî, nezîh, àlî hakikatlerini öğreten bu kıymetdâr risaleyi elimden bırakamıyorum. Her okudukça başka bir zevki veren ve kendi arkadaşları olan diğer risaleler gibi, her bakışta başka bir güzellik ve letâfet gösteren bu risaleyi ve içindeki ulvî ve àlî hakikatleri bize okuyan levhaların münderecâtını, belki dört-beş seneden beri arıyor, bulamıyordum.
Sevgili Üstadım, Allah sizden ebediyen râzı olsun. Nasıl ki, bahr-i muhît içerisinde yaşadıkları hâlde, susuz kalmalarından dolayı değil, belki kendilerinde zîkıymet şeylerin husûlü için, nisan yağmuruna şiddetli bir alâka ile ihtiyaç gösteren balıklar gibi, benim de bu risaleye ihtiyacım şiddetli idi. Cenâb-ı Hak ve Feyyâz-ı Mutlak Hazretlerine bînihâye şükür olsun ki, hayatımın bu karanlık sahifesini de arzularımın pek fevkınde olarak nurlandırdı.
Evet, bu risalenin fakir talebenizde hâsıl ettiği te'sir ve intibâ'larını, kalemle ifâdeden her vakit için âcizim. Küçük küçük cümleleri ve anahtarlarıyla pek büyük define ve hazineleri açan ve azîm girdabları kapatan ve tarîkatın nezîh, àlî ve çok yüksek feyizli, sürûrlu, zevkli, doyulmaz ve bırakılmaz bir yol olduğunu ders veren bu kıymetdâr risaleyi çok ehemmiyetli buluyorum. Ve bilhassa tarîkata mensûb olup da, haricin ittihamından kaçınan veyâhut öğrenmek ve anlamak istedikleri hâlde muvaffak olamayan ve alâkadar olmak isteyen kardeşlerimi, bu risaleye mâlikiyetlerinden dolayı tebrik etmekte, kendimi çok haklı görüyorum.
Kıymetdâr Üstadım! Risalenin geri kalan kısmının da bir ân evvel ikmaliyle, istifade ve istifazamız için irsâl buyurulmasını, dest ve dâmenlerinizi öperek niyâz etmekteyim. Ve ikmal ve irsâline de arkadaşlarımla birlikte sabırsızlıkla intizarımızı arz ediyorum, Efendim Hazretleri.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Hakîr talebeniz
Ahmed Husrev ∗∗∗