Mesnevî-i Nuriye

İ'tizar

19. bölüm / 19

İ'tizar

İ'TİZAR

Fihristi hitâma eren Mesnevî-i Nuriye, hayatın hayatı ve gayesi ve en yüksek hakikat olan îmânı, taklidden tahkîke, tahkîkten ilmelyakìn mertebesine, ilmelyakìn mertebesinden aynelyakìn derecesine ve daha sonra da hakkalyakìne ulaştıran muazzam ve muhteşem ve pek çok risaleleri tazammun eden muhît ve hàrika bir eserdir.

Bu eserin hakîki kıymetini tebârüz ettirecek en hakîki fihristi yine onun azîz ve muhterem müellifi Üstadımız yapabilirdi. Bizim çok kısa anlayışımız ve zaîf idrakimiz ve kàsır fehmimiz ve Arapça’ya olan vukûfsuzluğumuz, ulemâ-i mütebahhirînin katresine bahr dedikleri bu emsâlsiz eserin fihristini kàri'lere pek noksan olarak takdim etmemizin âmilleri olmuştur.

Muhterem kàri'! Bu fihriste bakıp da tılsım-ı kâinâtın keşşâfı, hakàik-ı eşyanın miftâhı, hikmet-i hilkatin dellâlı olan bu manevî hazine hükmündeki mecmuayı da o mîzan ile tartma. Çünkü, bizdeki acz ve noksanlık o mecmuanın kıymetiyle mebsuten değil, ma'kûsen mütenâsibdir. Güneşin bir zerre cam parçasındaki timsâline bakıp da “güneş de bu kadardır” deme. Çünkü, o zerre, kàbiliyeti kadar o güneşten feyz alır. Sen ise âyinenin büyüklüğü nisbetinde o manevî şemsten feyz alacaksın.

Hem bu mecmuada bulunan yüzlerce “İ'lem”lerden yalnız pek az bir kısmının pek cüz'i bir mânâsı yalnız işâret için zikredilmiş. Yoksa herbir risale, hattâ herbir “İ'lem” için bu Mesnevî fihristinin mecmûu kadar bir fihrist yapmak lâzım gelirdi. Buna da ne bizim iktidar-ı ilmîmiz ve ne de makam ve ne de zaman müsâid değildir.

**﴿ سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ ﴾**

**﴿ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا اِنْ نَسِينَا اَوْ اَخْطَاْنَا ﴾**

رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا بِاَحْسَنِ قَبُولٍ هٰذِهِ الْفِهْرِسْتَةَ النَّاقِصَةَ بِحُرْمَةِ سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ وَآلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ آمِينَ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

MUSTAFA GÜL ve TAHİRİ MUTLU ∗ ∗ ∗