Mesnevî-i Nuriye

Münderecât Hakkında

18. bölüm / 19

Münderecât Hakkında

MÜNDERECÂT HAKKINDA

Bu mühim mecmuanın cümle-i mukaddemâtından olan bir “İ'lem”de:

“Bu risale, bazı Âyât-ı Kur'âniyenin şühûdî bir nev'i tefsiridir. Ve ondaki mes'eleler Kur'ân-ı Hakîm’in bahçesinden koparılmış çiçeklerdir. Bu risalenin ibaresindeki icmâl ve îcâz ve fehmindeki zâhirî müşkülât, sana tevahhuş vermesin. Tekrar tekrar mütâlaa et, tâ ki

﴿ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ ﴾

ve emsâli tekrârât-ı Kur'âniyenin sırrı sana açılsın.

Ey kàri'! Bu mecmuadaki tevhidin bürhânları ve mazharları, birbirine ihtiyaç bırakmıyor zannetme. Çünkü, ben herbir bürhâna herbir makam-ı mahsûsta ihtiyaç hissettim. Harekât-ı cihadiyem beni öyle bir mevkie ilcâ ediyordu ki, o mevkide, o ânda bir kapı açmaya mecbur kalıyordum. Çünkü, o dehşetli ânda diğer açık kapılara dönmek müyesser olmuyordu. Hem o seyahat-ı acîbede rastgeldiğim nurlara delâlet etmek için değil, belki hatırlamak için işâretler koydum. Bazen büyük bir nura bir işâret koyuyordum. İlâ âhir” diye ne kadar güzel bir mukaddimeyi ve bir hülâsayı –bu mecmua– âdeta şifre gibi bir anahtarı kàri'lerine takdim ediyor. ∗∗∗

Bu Mesnevî-i Nuriye’deki risalelerin isimleri; “Reşhalar, Katre, Hubâb, Habbe” şeklinde gidiyor. Eğer Katre Risalesi’nin âhirinde merhum Şeyh Safvet Efendi’nin yazdığı gibi, herbir risaleye bir takriz yazılsa idi, o merhumun “Bu bir katre değil bir bahrdır” dediği gibi biz de derdik:

“O bir lem'a değil bir şemstir. O bir reşha değil bir bahrdır. O bir zühre değil bir cinândır. O bir hubâb değil bir ummândır.”