► (05) ◄
Üstadım, Efendim Hazretleri!
﴾ وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ ﴿ âyetinin nurlarından Nurun sâyesinde alabildiğim bir zerreyi bu şekilde yazdım ve huzur-u irfanınıza sundum. Kabûlünü ricâ ederim. Selâmlarımızı sunar ve mübârek ellerinizi öperiz, Efendimiz.
Bîçâre Talebeniz Hasan Feyzi
رَحْمَةُ اللّٰهِ عَلَيْهِ اَبَدًا دَائِمًا
Üniversitedeki Nur Şâkirdlerinin Nur Hakikatinin Fen Dâiresinde Fevkalâde Kıymetini Takdir Ettiklerine Bir Nümûnedir
Üniversitedeki Nur Şâkirdlerinin Nur Hakikatinin Fen Dâiresinde
Fevkalâde Kıymetini Takdir Ettiklerine Bir Nümûnedir
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا
Şu kâinât semâsının gurûbu olmayan manevî güneşi olan Kur'ân-ı Kerîm; şu mevcûdât kitab-ı kebîrinin âyât-ı tekvîniyesini okutturmak, mâhiyetini göstermek için şuâları hükmünde olan envârını neşrediyor. Ukùl-ü beşeri tenvir ile sırat-ı müstâkîmi gösteriyor. Beşeriyet âleminde her ferd; hilkatindeki makàsıdı ve fıtratındaki metâlibi ve istikametindeki gayesini, o hidayet güneşinin nuru ile görür, anlar ve bilir. O hidayet nurunun tecellîsine mazhar olanlar; kalb kàbiliyeti nisbetinde O’na âyinedârlık ederek kurbiyet kesbeder. Eşya ve hayatın mâhiyeti; o nur ile tezâhür ederek ancak o nur ile görülür, anlaşılır ve bilinir. Şems-i Ezeliyenin manevî hidayet nurlarını temsîl eden Kur'ân-ı Kerîm; kalb gözüyle hak ve hakikati görmeyi te'min eder. Onun için onun nurundan uzakta kalanlar zulümâtta kalırlar. Zîra herşey nur ile görülür, anlaşılır ve bilinir.
İşte şu Kitab-ı Kebîrin manevî ve sermedî güneşi olan Kur'ân-ı Kerîm’in nur-u tecellîsine bu asrımızda Nur ismiyle müsemmâ olan Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsi mazhar olmuştur. O Nurlar ki: zulümâttan ayrılmak istemeyen yarasa tabiatlı, gaflet uykusuyla gündüzünü gece yapan, sefâhet-perest, aklı gözüne inmiş, zulümâtta kalarak gözü görmez olanlara ve yolunu şaşıranlara karşı projeksiyon gibi nurlarını îmân hakikatlerine tevcîh ederek Sırat-ı Müstakîmi büsbütün kör olmayanlara gösteriyor. Nur topuzunu ehl-i küfür ve münkirlerin başına vurup: “Ya aklını başından çıkar at, hayvan ol. Yâhut da aklını başına alarak insan ol”, diyor. İlim bir nev'i nur olduğuna göre Risale-i Nur’un ilme olan en derin vukûfunu gösterecek bir-iki deliline kısa işâret ederiz:
Evvelâ: Şunu hatırlatmalıyız ki; Risale-i Nur başka kitapları değil, belki yalnız Kur'ân-ı Kerîm’i üstad olarak tanıması ve Ona hizmet etmesi itibariyle makbûliyeti hakkında bizim bu mevzûda söz söylememize hâcet bırakmıyor. Biz, ancak ilim erbâbı mâbeyninde Risale-i Nur’un değerini tebârüz ettirmek için ilâveten deriz ki: Risale-i Nur; şimdiye kadar hiçbir ilim adamının tam bir vuzûhla isbât edemediği en muğlak mes'eleleri, gayet basit bir şekilde en âmî avâm tabakasından tut, tâ en àlî hàvâs tabakasına kadar herkesin isti'dâdı nisbetinde anlayabileceği bir tarzda şübhesiz iknâ edici ve yakìnî bir şekilde izâh ve isbât etmesidir. Bu hususiyet hemen hemen hiçbir ilim adamının eserinde yoktur.
İkincisi: Bütün Nur eserleri; Kur'ân-ı Kerîm’in bir kısım âyetlerinin hakîki tefsiri olup onun manevî i'câzının lem'aları olduğunu her hususta göstermesidir.
Üçüncüsü: İnsanların en derin ihtiyaçlarına kat'î delil ve bürhânlarla ilmî mâhiyette cevab vermesidir. Meselâ: Vâcibü'l-Vücûdun varlığı ve Âhiret ve sâir îmân rükünlerini, bir zerrenin lisân-ı hâl ve kàl sûretinde tercümânlığını yaparak isbât etmesi.. en meşhûr İslâm feylesoflarından İbn-i Sînâ, Fârâbî, İbn-i Rüşd bu mes'elelerde bütün mevcûdâtı delil olarak gösterdikleri hâlde, Risale-i Nur o hakikatleri aynen bir zerre veya bir çekirdek lisânıyla isbât ediyor. Eğer Risale-i Nur’un ilmî kudretini şimdi onlara göstermek mümkün olsaydı, onlar hemen diz çöküp Risale-i Nur’dan ders alacaklardı.
Dördüncüsü: Risale-i Nur, insanın senelerce uğraşarak elde edemeyeceği bilgileri komprime hülâsalar nev'inden kısa bir zamanda te'min etmesidir.
Beşincisi: Risale-i Nur ilmin esâs gayesi olan Rızâ-yı İlâhîyi tahsile sebeb olması ve dünya menfaatine, ilmi hiçbir cihetle âlet etmeyerek tam mânâsıyla insaniyete hizmet gibi en ulvî vazifeyi temsîl etmesidir.
Altıncısı: Risale-i Nur kuvvetli ve kudsî ve îmânî bir tefekkür semeresi olup, bütün mevcûdâtın lisân-ı hâl ve kàl sûretinde tercümânlığını yapar. Aynı zamanda îmân hakikatlerini ilmelyakìn ve aynelyakìn ve hakkalyakìn derecelerinde inkişaf ettirir.
Yedincisi: Risale-i Nur bütün ilimleri câmi' oluşudur. Âdeta ilim iplikleriyle dokunmuş müzeyyen kumaş gibidir. Ve şimdiye kadar hiçbir ilim erbâbı tarafından söylenmemiş ve her ilme olan en derin vukûfunu tebârüz ettiren vecîzeler mecmuasıdır. Misâl olarak birkaçını zikrederek, hey'et-i mecmuası hakkında bir fikir edinmek isteyenlere Risale-i Nur bahrine müracaat etmesini tavsiye ederiz.
“Sivrisineğin gözünü halkeden, güneşi dahi o halketmiştir.”
“Bir pirenin midesini tanzim eden, Manzûme-i Şemsiyeyi dahi O tanzim etmiştir.”
“Bir zerreyi icâd etmek için bütün kâinâtı icâd edecek bir kudret-i gayr-ı mütenâhî lâzımdır. Zîra şu Kitab-ı Kebîr-i Kâinâtın herbir harfinin, bâhusus zîhayat herbir harfinin, herbir cümlesine müteveccih birer yüzü ve nâzır birer gözü vardır.”
“Tabiat; misâlî bir matbaadır, tâbi değil. Nakıştır, nakkàş değil. Mistardır, masdar değil. Nizâmdır, nâzım değil. Kanundur, kudret değil. Şerîat-ı irâdiyedir, hakikat-i hariciye değil.”
“Sâbit, dâim, fıtrî kanunlar gibi; Rûh dahi, âlem-i emirden, sıfat-ı irâdeden gelmiş ve kudret ona vücûd-u hissî giydirmiştir.. bir seyyâle-i latîfeyi, o cevhere sadef etmiştir.”
Ve hâkezâ binler vecîzeler var.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Üniversite Nurcuları nâmına duânıza çok muhtaç
Mustafa Ramazanoğlu
Halîl İbrahim’in Manzûmesidir
HALÎL İBRAHİM’İN MANZÛMESİDİR
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا
<en8>Zerremizi fart-ı şefkatinle şems-i envârına düşürdün,</en8>
<en8>Cehlimizle enâniyetimizi diyar-ı irfanına düşürdün.</en8>
<en8>Mâden-i nühâsımızı pota-i Furkàna düşürdün,</en8>
<en8>Hayfâ ki, o potada zünnâr-ı inkârımızı düşürdün.</en8>
<en8>Saray-ı Kâbe-i ulyâya erip tûl-ü emelimizi düşürdün,</en8>
<en8>Makam-ı nur-u tevhide varıp hâb-ı hayâlimizi düşürdün.</en8>
<en8>Haremgâh-ı İlâhîde süveydâ hücresine yükümüzü düşürdün,</en8>
<en8>Hey'et-i sûretinin derûnundaki mânâya gönlümüzü düşürdün.</en8>
<en8>Tâ ezel sabahında vahdet nağmesini işittin,</en8>
<en8>Leylâ-yı zaman Kays ile bir demde görüştün,</en8>
<en8>Dost ikliminin lâlesinin bağlarına eriştin,</en8>
<en8>Vahdet-i sâki midâdını سَقٰيهُمْ kevserine düşürdün.</en8>
<en8>Olmasaydın ey Risale-i Nur bize sen armağan;</en8>
<en8>Câh-ı mâsivâ, nefs-i tâğutla bel'ederdi bizi hemân.</en8>
<en8>Dalâletten geçemez, küfür benliğinde kalırdık üryan,</en8>
<en8>Hamden Lillâh katremizi bahr-i envârına düşürdün.</en8>
<en8>Sendeki esrâr-ı Hak سَوْفَ تَرٰينِى yi söylesem,</en8>
<en8>Gül vechindeki Lâhut benini şerh ve beyân eylesem.</en8>
<en8>Nur-u Hudâ, mü'mine hedâ, dalâlete seyf-i hemtâ mı desem;</en8>
<en8>Zülfikàr ve Asâ-yı Mûsa ile münkirleri girdaba düşürdün.</en8>
<en8>Âşinâ-yı bezm-i Haktır Risale-i Nur talebeleri;</en8>
<en8>Nur-u Yezdân, Feyz-i Kur'ândır cümlesinin rehberi.</en8>
<en8>Bu âciz nâtuvân onların bir hakîr kemteri,</en8>
<en8>Halîl İbrahim’e “hâk-i der-i âl-i abâ” tam düşürdün.</en8>
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Duânıza çok muhtaç günahkâr kardeşiniz
Hâk-i der-i Âl-i Abâ