► (17) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Şimdiye kadar gizli münâfıklar, Risale-i Nura kanunla, adliye ile ve âsâyiş ve idare noktasından hükûmetin bazı erkânını iğfal edip tecâvüz ediyorlardı. Biz müsbet hareket ettiğimiz için, mecburiyet olduğu zaman tedâfüî vaziyetinde idik. Şimdi plânları akîm kaldı. Bil'akis tecâvüzleri Risale-i Nurun dâiresini genişlettirdi. Bu defa yeni hurûfla “Asâ-yı Mûsa”yı tab'etmek niyetimiz, ihtiyarımız olmadığı hâlde, tecâvüz vaziyeti Risale-i Nura veriliyor gibidir. Bu hâdisenin ehemmiyetli bir hikmeti şu olmak gerektir:
Risale-i Nur, bu mübârek vatanın manevî bir halâskârı olmak cihetiyle şimdi iki dehşetli manevî belâyı def'etmek için matbuât âlemi ile tezâhüre başlamak, ders vermek zamanı geldi veya gelecek gibidir zannederim.
O dehşetli belâdan birisi: Hıristiyan dinini mağlûb eden ve anarşiliği yetiştiren şimâlde çıkan dehşetli dinsizlik cereyanı bu vatanı manevî istilâsına karşı Risalei'n-Nur, sedd-i Zülkarneyn gibi bir sedd-i Kur'ânî vazifesini görebilir ve Âlem-i İslâmın bu mübârek vatanın ahâlisine karşı pek şiddetli i'tirâz ve ittihamlarını izâle etmek için matbuât lisânıyla konuşmak lâzım gelmiş diye kalbime ihtar edildi.
Ben dünyanın hâlini bilmiyorum. Fakat Avrupa’da istilâkârâne hükmeden ve edyân-ı semâviyeye dayanmayan dehşetli cereyanın istilâsına karşı Risale-i Nur hakikatleri bir kale olduğu gibi, Âlem-i İslâmın ve Asya Kıt'asının hâl-i hâzırdaki i'tirâz ve ittihamını izâle ve eskideki muhabbet ve uhuvvetini iâde etmeğe vesile olan bir mu'cize-i Kur'âniyedir.
Bu memleketin vatan-perver siyâsîleri çabuk aklını başına alıp Risale-i Nuru tab'ederek resmî neşretmeleri lâzımdır ki, bu iki belâya karşı siper olsun. Acaba bu yirmi sene zarfında îmân-ı tahkîkîyi pek kuvvetli bir sûrette bu vatanda neşreden Risale-i Nur olmasaydı, bu dehşetli asırda acîb inkılâb ve infilâklarda bu mübârek vatan Kur'ânını, îmânını dehşetli sadmelerden tam muhâfaza edebilir miydi? Her ne ise... Risale-i Nura, daha vatana, idareye zararı dokunmak bahânesiyle tecâvüz edilmez, daha kimseyi o bahâne ile inandıramazlar; fakat cebheyi değiştirip, din perdesi altında bazı sâfdil hocaları veya bid'a tarafdârı veya enâniyetli sofî meşreblileri bazı kurnazlıklarla Risale-i Nura karşı iki sene evvel İstanbul’da ve Denizli civarında olduğu gibi istimâl etmek ve Risale-i Nura ve şâkirdlerine ayrı bir cebhede tecâvüz etmeğe münâfıklar çabalıyorlar. İnşâallâh muvaffak olamazlar. Risale-i Nur şâkirdleri; tam ihtiyatla beraber, bir taarruz olduğu vakitte münâkaşa etmesinler, aldırmasınlar. Aldanan ehl-i ilim ve îmânsa, dost olsunlar. “Biz size ilişmiyoruz. Siz de bize ilişmeyiniz... Biz ehl-i îmânla kardeşiz.” deyip yatıştırsınlar.
Sâniyen: Mübâreklerin pehlivanı hem Abdurrahman, hem Lütfi, hem Büyük Hâfız Ali mânâlarını taşıyan büyük rûhlu Küçük Ali kardeşimiz bir suâl soruyor. Hâlbuki o suâlin cevabı Risale-i Nurda yüz yerde var. “Risale-i Nurun erkân-ı îmâniye hakkında bu derece kesretli tahşidâtı ne içindir? Bir ümmî mü'minin îmânı büyük bir velînin îmânı gibidir, diye eski hocalar bize ders vermişler.” diyor.
Elcevab: Başta “Âyetü'l-Kübrâ” merâtib-i îmâniye bahislerinde ve âhire yakın müceddid-i elf-i sânî İmâm-ı Rabbânî beyânı ve hükmü ki: “Bütün tarîkatların müntehâsı ve en büyük maksadları, hakàik-ı îmâniyenin inkişafıdır. Ve bir mes'ele-i îmâniyenin kat'iyyetle vuzûhu, bin kerâmetlerden ve keşfiyâtlardan daha iyidir.” ve Âyetü'l-Kübrânın en âhirdeki ve “Lâhika”dan alınan o mektûbun parçası ve tamamının beyânâtı cevab olduğu gibi, “Meyve Risalesi”nin tekrârât-ı Kur'âniye hakkında Onuncu Mes'elesi, tevhid ve îmân rükünleri hakkında tekrarlı ve kesretli tahşidât-ı Kur'âniyenin hikmeti, aynen bitamâmihâ onun hakîki tefsiri olan Risale-i Nurda cereyan etmesi de cevaptır.
Hem, îmân-ı tahkîkî ve taklidî ve icmâlî ve tafsîlî ve îmânın bütün tehâcümâta ve vesveseler ve şübhelere karşı dayanıp sarsılmamasını beyân eden Risale-i Nur parçalarının izâhatı, büyük rûhlu Küçük Ali’nin mektûbuna öyle bir cevaptır ki, bize hiçbir ihtiyaç bırakmıyor.
İkinci Cihet: Îmân, yalnız, icmâlî ve taklidî bir tasdike münhasır değil; bir çekirdekten, tâ büyük hurma ağacına kadar ve eldeki âyinede görünen misâli güneşten tâ deniz yüzündeki aksine, tâ güneşe kadar mertebeleri ve inkişafları olduğu gibi, îmânın o derece kesretli hakikatleri var ki, binbir esmâ-i İlâhiye ve sâir erkân-ı îmâniyenin kâinât hakikatleriyle alâkadar çok hakikatler var ki, “Bütün ilimlerin ve mârifetlerin ve kemâlât-ı insaniyenin en büyüğü îmândır ve îmân-ı tahkîkîden gelen tafsîlli ve bürhânlı mârifet-i kudsiyedir.” diye ehl-i hakikat ittifak etmişler.
Evet, îmân-ı taklidî, çabuk şübhelere mağlûb olur. Ondan çok kuvvetli ve çok geniş olan îmân-ı tahkîkîde pek çok merâtib var. O merâtiblerden ilmelyakìn mertebesi, çok bürhânlarının kuvvetleriyle binler şübhelere karşı dayanır. Hâlbuki taklidî îmân, bir şübheye karşı bazen mağlûb olur.
Hem îmân-ı tahkîkînin bir mertebesi de aynelyakìn derecesidir ki, pek çok mertebeleri var, belki esmâ-i İlâhiye adedince tezâhür dereceleri var, bütün kâinâtı bir Kur'ân gibi okuyabilecek derecesine gelir.
Hem bir mertebesi de hakkalyakìndir. Onun da çok mertebeleri var. Böyle îmânlı zâtlara şübehât orduları hücum da etse bir halt edemez. Ve ulemâ-i ilm-i kelâmın binler cild kitapları, akla ve mantığa istinâden te'lif edilip, yalnız o mârifet-i îmâniyenin bürhânlı ve aklî bir yolunu göstermişler. Ve ehl-i hakikatin yüzer kitapları keşfe, zevke istinâden o mârifet-i îmâniyeyi daha başka bir cihette izhâr etmişler. Fakat, Kur'ânın mu'cizekâr cadde-i kübrâsı, gösterdiği hakàik-ı îmâniye, o mârifet-i kudsiye; o ulemâ ve evliyânın pek çok fevkınde bir kuvvet ve yüksekliktedir.
İşte Risale-i Nur bu câmi' ve küllî ve yüksek mârifet caddesini tefsir edip, bin seneden beri Kur'ân aleyhine ve İslâmiyet ve insaniyet zararına ve adem âlemleri hesabına tahribâtçı küllî cereyanlara karşı Kur'ân ve îmân nâmına mukàbele ediyor, müdafaa ediyor. Elbette hadsiz tahşidâta ihtiyacı vardır ki, o hadsiz düşmanlara karşı dayanıp ehl-i îmânın îmânını muhâfazasına Kur'ân nuruyla vesile olsun. Hadîs-i şerîfte vardır ki: “Bir adam seninle îmâna gelmesi, sana sahrâ dolusu kırmızı koyunlardan daha hayırlıdır.” Bazen bir saat tefekkür, bir sene ibâdetten daha hayırlı olur. Hattâ Nakşîlerin hafî zikre verdiği büyük ehemmiyet, bu nev'i tefekküre yetişmek içindir. Umum kardeşlerime birer birer selâm ve duâ ediyoruz.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Kardeşiniz
Said Nursî ∗∗∗
► (18) ◄ Risale-i Nurun hàs şâkirdlerinden ve ehemmiyetli eski muallimlerden ve îmânı kuvvetli olan büyük muallimleri temsîl eden Hasan Feyzi’nin Sikke-i Tasdik-i Gaybî’den aldığı bir ilhâmla Risale-i Nur hakkında ve o nurun menba'ı ve esâsı olan Nur-u Muhammedî (A.S.M.) ve hakikat-i Kur'ân ve sırr-ı îmân ta'rifinde bu kasideyi yazmış
[Risale-i Nurun hàs şâkirdlerinden ve ehemmiyetli eski muallimlerden ve îmânı kuvvetli olan büyük muallimleri temsîl eden Hasan Feyzi’nin Sikke-i Tasdik-i Gaybî’den aldığı bir ilhâmla Risale-i Nur hakkında ve o nurun menba'ı ve esâsı olan Nur-u Muhammedî (A.S.M.) ve hakikat-i Kur'ân ve sırr-ı îmân ta'rifinde bu kasideyi yazmış.]
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
﴿ يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ ﴾
<en8>Ahmed yaratılmış o büyük Nur-u Ehadden,</en8>
<en8>Her zerrede nurdur, o ezelden hem ebedden.</en8>
<en8>Bir nur ki odur hem yüce hem lâyetenâhî,</en8>
<en8>Ol Fahr-i cihan Hazret-i Mahbûb-u İlâhî.</en8>
<en8>Parlattı cihanı bu güzel Nur-u Muhammed (A.S.M.),</en8>
<en8>Halkolmasa, olmaz idi bir zerre ve bir ferd.</en8>
<en8>Ol nuru ânın, her yeri her zerreyi sarmış,</en8>
<en8>Baştan başa her dem bu kesif zulmeti yarmış.</en8>
<en8>Bir nur ki odur sâde ve hem lâyetezelzel,</en8>
<en8>Ârî ve berî cümleden üstün ve mükemmel.</en8>
<en8>Bir nur ki bütün zerrede ancak o nümâyân,</en8>
<en8>Bir nur ki verir kalblere hem aşk ile îmân.</en8>
<en8>Bir nur ki eğer olmasa ol nur hele bir ân,</en8>
<en8>Baştan başa zulmette kalır hem de bu ekvân.</en8>
<en8>Bir nur ki değil öyle muhât, hem dahi mahsur,</en8>
<en8>Bir nur ki eder kalbi de pür-nur, çeşmi de pür-nur.</en8>
<en8>Bir lem'adır andan, şu büyük şems ve kamerler.</en8>
<en8>Hep işte o nurdan bu acâib koca âlem,</en8>
<en8>Halk oldu o nurdan yine Cennetle Cehennem.</en8>
<en8>Şek yok ki o nurdur okunan Hazret-i Kur'ân,</en8>
<en8>Ol nur-u ezel hem sebeb-i hilkat-i insan.</en8>
<en8>Herşeye odur mebde' ve asıl ve esâs hem,</en8>
<en8>Ondan görünür nev'-i beşer böyle mükerrem.</en8>
<en8>Bir zerre değil, bahr-i muhît o bahr-i münîrden,</en8>
<en8>Hem nasıl beşer hiç kalıyor hepsi de birden.</en8>
<en8>Şek yok ki cihan, katre-i nurundan o nurun,</en8>
<en8>Şek yok ki bu can, zerre-i nurundan o nurun.</en8>
<en8>Sönsün diye üflense, o deryâ gibi kaynar,</en8>
<en8>Söndürmeğe hem kimde aceb zerre mecâl var.</en8>
<en8>Söndürmeğe kalkmıştı asırlar dolu küffar,</en8>
<en8>Kahreyledi her hepsini ol Hazret-i Kahhâr.</en8>
<en8>Hep sönmüş asırlar, yanıyor sönmeden ol,</en8>
<en8>Tarihe sorun, kimdir o nur, hem kim imiş menfûr.</en8>
<en8>Alnında yanan Nur-u Muhammed’di Halîl’in,</en8>
<en8>Yetmezdi gücü, bakmağa her çeşm-i alîlin.</en8>
<en8>Görseydi Resûlün o güzel nurunu, Nemrud,</en8>
<en8>Yakmazdı o dem, nârını ol kâfir-i matrûd.</en8>
<en8>Bir sivrisinek öldürüyor o şah-ı cihanı (!)</en8>
<en8>Atmıştı Halîl’i ateşe çünkü o cânî.</en8>
<en8>Bir perde açıp söyledi Hak gizli kelâmdan,</en8>
<en8>Ol ateşe bahseyledi hem berd u selâmdan.</en8>
<en8>“Dostum ve Resûlüm yüce İbrahimi, ey nâr!</en8>
<en8>At âdetini, yakma bugün, sen onu zinhâr!”</en8>
<en8>Bir gizli hitâb geldi de ol dem yine Haktan,</en8>
<en8>Bir abd-i mükerrem dahi kurtuldu bıçaktan.</en8>
<en8>Ol nurdan için Yûnus’u hıfzeyledi ol hût,</en8>
<en8>Ol nur ile kahreyledi hem kavmini ol Lût.</en8>
<en8>Ol hüsn-ü cemâl, eyledi âlemleri hayran,</en8>
<en8>Nerden onu bulmuş, acaba Yûsuf-u Kenan.</en8>
<en8>Hikmet nedir, ol derdlere sabreyledi Eyyûb,</en8>
<en8>Hem sırrı nedir, Yûsuf için ağladı Yakub.</en8>
<en8>Öldükçe dirildikçe neden duymadı bir his,</en8>
<en8>Ol nâmlı nebî, şânlı şehîd Hazret-i Cercis.</en8>
<en8>Hasretle neden ağladılar Âdem ve Havvâ,</en8>
<en8>Kimdendi bu yıllarca süren koskoca da'vâ.</en8>
<en8>Hem ah, neden terkedilip Ravza-i Cennet,</en8>
<en8>Bir dâr-ı karar oldu neden âlem-i mihnet.</en8>
<en8>Nur şehri olan Tûr’da o dem Hazret-i Mûsa,</en8>
<en8>Esrâr-ı kelâm hep çözülüp buldu tecellâ.</en8>
<en8>Bir parça Zebûr’dan okusa Hazret-i Dâvud,</en8>
<en8>Başlardı hemen sanki büyük mahşer-i mev'ûd.</en8>
<en8>Bilmem ki neden, yel ve sular hep onu dinler,</en8>
<en8>Bilmem ki neden, hep işiten ah! diye inler.</en8>
<en8>Mahlûku bütün kendine râmetti Süleyman,</en8>
<en8>Nerdendi bu kuvvet, ona kimdendi bu fermân.</en8>
<en8>Yellerle uçan şânlı büyük taht-ı mukaddes,</en8>
<en8>Esrâr-ı ezelden o da duymuş yine bir ses.</en8>
<en8>Ol hangi acîb sır ki, çıkar göklere İsâ,</en8>
<en8>Kimdir çekilen çarmıha, kimdir yine Yûda.</en8>
<en8>Nur derdi için tahtını terkeyledi Edhem,</en8>
<en8>Bir başkasının tahtı olur derdine merhem.</en8>
<en8>Çok şahs-ı velî, nur ile hem etti kanâat,</en8>
<en8>Çok şahs-ı denî, nur ile hem buldu kerâmet.</en8>
<en8>Her hepsi de pervânesi, üftâdesi nurun,</en8>
<en8>Her hepsi muammâ, gücü yetmez bu şuûrun.</en8>
<en8>Şakk etti kamer, Fahr-i Beşer, ol Yüce Server,</en8>
<en8>Her yerde ve her ânda onun nuru muzaffer.</en8>
<en8>Kur'ândı kavli, nurdu yolu, ümmeti mutlu,</en8>
<en8>Ümmet olanın kalbi bütün nur ile doldu.</en8>
<en8>Çekmezdi keder, ol sözü cevher, özü kevser,</en8>
<en8>Ol Sûre-i Kevser, dedi a'dâsına “ebter!”</en8>
<en8>Ol Şems-i Ezelden kaçınan ol kuru başlar,</en8>
<en8>Gayyâ-i Cehennemde bütün yakmış ateşler.</en8>
<en8>Bitmişti nefes, çıkmadı ses, bıktı da herkes,</en8>
<en8>Ol nura varıp baş eğerek hem dediler pes!</en8>
<en8>İdraki olan kafile ayrıldı Kureyş’ten,</en8>
<en8>Feyz almak için doğmuş olan şânlı güneşten.</en8>
<en8>Ol kevser-i Ahmed’den içip herbiri tas tas,</en8>
<en8>Olmuştu o gün sanki mücellâ birer elmas.</en8>
<en8>Ol başlara tâc, derde ilâç, mürşid-i âlem,</en8>
<en8>Eylerdi nazar bunlara nuruyla demâdem.</en8>
<en8>Bunlardı o a'dâyı boğan bir alay arslan,</en8>
<en8>Hak uğruna, nur uğruna olmuş çoğu kurban.</en8>
<en8>Bunlardan o gün ehl-i nifâk cümle kaçardı,</en8>
<en8>Müşrik ise, ol aklı anın kalmaz uçardı.</en8>
<en8>Bunlardı o Peygamberin ashâbı ve âl’i,</en8>
<en8>Dünyada ve ukbâda da hem şânları àlî.</en8>
<en8>Tavsif ediyor bunları hep şöylece Kur'ân,</en8>
<en8>Sulh vakti koyun, kavgada kükrek birer arslan!</en8>
<en8>Hep yüzleri pâk, sözleri hak, yolları haktı,</en8>
<en8>Merkebleri yeller gibi Düldüldü, Burâktı.</en8>
<en8>Bir cezbe-i “Yâ Hayy!” ile seller gibi aktı,</en8>
<en8>A'dâya varıp herbiri şimşek gibi çaktı.</en8>
<en8>Bunlardı o gün halka-i tevhidi kuranlar,</en8>
<en8>Bunlardı o gün baltalayıp küfrü kıranlar.</en8>
<en8>Bunlardı mübârek yüce cem'iyet-i şûrâ,</en8>
<en8>Bunlardı o nurdan dizilen halka-i kübrâ.</en8>
<en8>Bunlardı alan Suriye, Irak, ülke-i Kisrâ,</en8>
<en8>Bunlarla ziyâdâr o karanlık koca sahrâ.</en8>
<en8>Bunlardı veren; hasta, alîl gözlere bir fer,</en8>
<en8>Bunlardı o tarihe geçen şânlı gazanfer.</en8>
<en8>Her hepsi de bir zerre-i nuru o Habîbin,</en8>
<en8>Her ân görünür gözlere ondan nice yüzbin.</en8>
<en8>Nur altına girmiş bulunan türlü cemâat,</en8>
<en8>Hem buldu bekà, hem de bütün gördü adâlet.</en8>
<en8>Derhâl açılıp gök yüzü hem parladı ol nurdan gelen Risalei'n-Nur,</en8>
<en8>Hallâk-ı Rahîm eyledi mahlûkunu mesrûr.</en8>
<en8>Zulmet dağılıp başladı bir yepyeni gündüz,</en8>
<en8>Bir neş'e duyup sustu biraz ağlayan o göz.</en8>
<en8>Bir dem bile düşmezken onun âhı dilinden,</en8>
<en8>Kurtuldu, yazık dertli beşer derdin elinden.</en8>
<en8>Ol taze güneş, ülkeye serptikçe ışıklar,</en8>
<en8>Hep şâd olacak, şevk bulacak kalbi kırıklar.</en8>
<en8>Her kalbe sürûr, her göze nur doldu bugünden,</en8>
<en8>Bir müjde verir sanki o bir şânlı düğünden.</en8>
<en8>Arzeyleyelim ol yüce Allah’a şükürler,</en8>
<en8>Kalkar bu kahr ü cehl ve dalâl, şirk ve küfürler.</en8>
<en8>Ol nur-u hüdâ saldı ziyâ, kalbe safâ hem,</en8>
<en8>Gösterdi bekà, göçtü fenâ, buldu vefâ hem.</en8>
<en8>Çıkmıştı şakì, geldi nakî gördü adâvet,</en8>
<en8>Eylerdi nefiy, oldu hafî nur-u hidayet.</en8>
<en8>Fışkırdı Risale-i Nur, ufuktan nur-u Risalet,</en8>
<en8>Ol nur-u Risalet verecek emn ü adâlet.</en8>
<en8>Allah’a şükür, kalkmada hep cümle karanlık,</en8>
<en8>Allah’a şükür, dolmada hep kalbe ferâhlık.</en8>
<en8>Allah’a şükür, işte bugün perde açıldı,</en8>
<en8>Âlemlere artık yine bir neş'e saçıldı.</en8>
<en8>Artık bu sönük canlara can üfledi cânân,</en8>
<en8>Artık bu gönül derdine ol eyledi derman.</en8>
<en8>Bir fasl-ı bahar başladı illerde bugünden,</en8>
<en8>Bir sohbet-i gül başladı dillerde bugünden.</en8>
<en8>Benden bana ben gitmek için Risale-i Nur diye koştum,</en8>
<en8>Nur derdine düştüm de denizler gibi coştum.</en8>
<en8>Bir zerrecik olsun bulayım der de ararken,</en8>
<en8>Düştüm yine deryâ gibi bir nura bugün ben.</en8>
<en8>Verdim ona ben gönlümü baştan başa artık,</en8>
<en8>Mâşukum odur, şimdi benim, ben ona âşık.</en8>
<en8>Ol nur-u ezel hem kararan kalblere lâyık,</en8>
<en8>Ol nurdan alır feyzini hem cümle halâyık.</en8>
<en8>Kahreyledi ol zulmeti Risale-i Nura akanlar,</en8>
<en8>Nur kahrına uğrar, ona hasmâne bakanlar.</en8>
<en8>Küfrün bütün alayı hücum etse de ey nur!</en8>
<en8>Etmez seni dûr, kendi olur belki de makhûr.</en8>
<en8>Sensin yine hazır, yine sensin bize nâzır,</en8>
<en8>Ey nur-u Rahîm, ey ebedî bir cilve-i Kudret-i Fâtır!</en8>
<en8>Bir neş'e duyurdun îmânla sırr-ı ezelden,</en8>
<en8>Bir müjde getirdin bize ol nâmlı güzelden.</en8>
<en8>Mâdemki içirdin bize ol âb-ı hayattan,</en8>
<en8>Bir zerre kadar kalmadı havf şimdi memâttan.</en8>
<en8>Hasret yaşadık nuruna yıllarca bütün biz,</en8>
<en8>Masûm ve alîl, türlü belâ çekti sebebsiz.</en8>
<en8>Yıllarca akan, kan dolu göz yaşları dinsin,</en8>
<en8>Zâlim, yere batsın, o zulüm bir yere sinsin.</en8>
<en8>Yıllarca, asırlarca bu nurun yine yansın,</en8>
<en8>Öksüz ve yetîm, dul ve alîl hepsi de kansın.</en8>
<en8>Ey nur gülü, nur çehreni öpsem dudağından,</en8>
<en8>Kalb bahçesinin kalbine diksem budağından.</en8>
<en8>Her dem kokarak hem o güzel râyihasından,</en8>
<en8>Çıksam yine ben âlem-i fânî tasasından.</en8>
<en8>Nur güllerin açsın, yine miskler gibi tütsün,</en8>
<en8>Sînemde bu can bülbülü tevhid ile ötsün.</en8>
<en8>Sensin bize bir neş'e veren ol gül-ü hàlis,</en8>
<en8>Sensin bize hem cümleden a'lâ, dahi muhlis.</en8>
<en8>Ey Nur-u Risaletten gelen bir bürhân-ı Kur'ân!</en8>
<en8>Ey sırr-ı Furkàndan çıkan hüccet-i îmân!</en8>
<en8>Sendin bize matlûb, yine sendin bize mev'ûd,</en8>
<en8>Sâyende bugün herkes olur zinde ve mes'ûd.</en8>
<en8>Her ân seni bekler ve sayıklardı bu dünya,</en8>
<en8>Hak kendini gösterdi, bugün bitti o rüya.</en8>
<en8>Bin üçyüz senedir toprağa dönmüş nice milyar,</en8>
<en8>Mü'min ve muvahhid seni gözlerdi hep ey yâr!</en8>
<en8>Her hepsi de senden yana söylerdi kelâmı,</en8>
<en8>Her hepsi de her ân sana eylerdi selâmı.</en8>
<en8>Nur çehreni açsan, atarak perdeyi yüzden,</en8>
<en8>Söyler bana rûhum yineمَا ازْدَدْتُ يَقِينًا</en8>
<en8>Vallah, ezelden bunu ben eyledim ezber:</en8>
<en8>Risalei'n-Nurdur vallah o son müceddid-i ekber.</en8>
<en8>Yüzlerce sened, hem nice yüzlerce işâret,</en8>
<en8>Eyler bu mukaddes koca da'vâya şehâdet.</en8>
<en8>En başta gelen şâhid-i adl Hazret-i Kur'ân,</en8>
<en8>Göstermiş ayânen otuzüç yerde o bürhân.</en8>
<en8>يَا مُدْرِكًا nin kalbine gömmüş Esedullâh,</en8>
<en8>Çok sır ki, bilenler oluyor hep sana âgâh.</en8>
<en8>كُنْ قَادِرِىَّ الْوَقْتِ demiş ol pîr-i muazzam,</en8>
<en8>Binlerce velî hem yine yapmış buna bin zam.</en8>
<en8>Mu'cizdir o söz, haktır o öz, görmedi her göz,</en8>
<en8>Artık bu muammâları gel sen bize bir çöz.</en8>
<en8>Altıncı Söz’ün aldı bütün fiil ve sıfâtı,</en8>
<en8>Verdim de arındım ona hem zât ve hayatı.</en8>
<en8>Müflis ve fakir bekliyordum şimdi kapında,</en8>
<en8>Tevhide eriştir beni, gel varını sun da.</en8>
<en8>“Ben!.. Ben!.” diye yazdımsa da sensin yine ol “Ben”,</en8>
<en8>Hiçten ne çıkar, hem bana benlik yine senden.</en8>
<en8>Affet beni ey affı büyük lütfu büyük Risalei'n-Nur!</en8>
<en8>Bir dem bile hem eyleme senden beni yâ Rabbenâ mehcur!</en8>
<en8>Nur aşkına, Hak aşkına, dost aşkına ey nur!</en8>
<en8>Nurunla ve sırrınla bugün kıl bizi mesrûr.</en8>
<en8>Ey Nur-u Ezelden gelen Nur-u Muhammed (A.S.M.),</en8>
<en8>Ey sırr-ı îmândan gelen nur-u müebbed!</en8>
<en8>Binlerce yetîmin duyulan âhını bir kes,</en8>
<en8>Sarsar o büyük arşı da Vallah bu çıkan ses.</en8>
<en8>Vallah cemîlsin, yeter artık bu celâlin!</en8>
<en8>Göster bize ey Nur-u Muhammed, bir kere cemâlin!</en8>
<en8>Dergâhını aç, et bize ihsân, yine ey nur-u Risalet!</en8>
<en8>Biz dertli kuluz, kıl bize derman, yine ey nur-u hakikat!</en8>
<en8>Emmâre olan nefsimizin emrine uyduk,</en8>
<en8>Ver bizlere sen nur ile îkan, yine ey Nur-u Kur'ân!</en8>
<en8>Hırs ateşi sönsün de gönül gülşene dönsün,</en8>
<en8>Saç nurunu, hem feyzini her ân, yine ey nur-u îmân!</en8>
<en8>Sen nur-u Bedî', Nur-u Rahîmsin bize lütfet,</en8>
<en8>Hep isteğimiz aşk ile îmân, yine ey Nur-u İlâhî!</en8>
<en8>Dinin çekilip, dev gibi saldırmada vahşet,</en8>
<en8>Rahmet bizi, garketmeye tûfân, yine ey Nur-u Rahmânî!</en8>
<en8>Pür-nura boyansın bütün âfâk-ı cihanın,</en8>
<en8>Her yerde okunsun da bu Kur'ân, yine ey Nur-u Sübhânî!</en8>
<en8>Mahbûbuna uyduk, hepimiz ümmeti olduk,</en8>
<en8>Ağlatma yeter, et bizi handân, yine Ey Nur-u Rabbânî!</en8>
<en8>Ol Ravza-i Pâk-i Ahmedi (A.S.M.) göster bize bir dem,</en8>
<en8>Artık olalım hep ona kurban, yine Ey Nur-u Samedânî!</en8>
<en8>İslâma zafer ver bizi kurtar, bizi güldür,</en8>
<en8>A'dâmızı et hâk ile yeksân, yine ey Nur-u Furkànî!</en8>
<en8>Her belde-i İslâm ile, olsun bu yeşil yurd,</en8>
<en8>Tâ haşre kadar Cennet-i cânân, yine ey Nur-u îmânî!</en8>
<en8>Ol Fahr-i Cihan, âl-i abâ hakkı için yâ Rab!</en8>
<en8>Hıfzet bizi âfât ve belâdan, yâ Nure'l-Envâr,</en8> Bihakkı İsmike'n-Nur!
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ