Asâ-yı Mûsâ

Nur Talebelerinin Mektupları

10. bölüm / 12

Nur Talebelerinin Mektupları

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّـحُ بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

İşte şu hakikatin manevî ve sermedî güneşi olan Kur'ân-ı Kerîm’in nur tecellîsine bu asrımızda NUR ismiyle müsemmâ olan RİSALE-İ NUR’un şahs-ı manevîsi mazhar olmuştur. O nurlar ki; zulmetten ayrılmak istemeyen yarasa tabiatlı, gaflet uykusuyla gündüzünü gece yapan, sefâhet-perest, aklı gözüne inmiş, zulmette kalarak gözü görmez olanlara ve yolunu şaşıranlara karşı projeksiyon gibi nurlarını, îmân hakikatlerine tevcîh ederek Sırat-ı Müstakîmi büsbütün kör olmayanlara gösteriyor. Nur topuzunu ehl-i küfür ve münkirlerin başına vurup: “Ya aklını başından çıkar at, hayvan ol; yâhut da aklını başına al, insan ol” diyor.

İlim bir nur olduğuna göre Risale-i Nur’un ilme olan en derin vukûfunu gösterecek bir-iki delile kısaca işâret ederiz:

Evvelâ: Şunu hatırlamalıyız ki; Risale-i Nur başka kitapları değil, yalnız Kur'ân-ı Kerîm’i üstad olarak tanıması ve Ona hizmet etmesi itibariyle makbûliyeti hakkında bizim bu mevzûda söz söylememize hâcet bırakmıyor. Biz, ancak ilim erbâbı nazarında Risale-i Nur’un değerini belirtmek için deriz ki: Risale-i Nur, şimdiye kadar hiçbir ilim adamının tam bir vuzûh ile isbât edemediği en muğlak mes'eleleri, gayet kolay bir şekilde en basit avâm tabakasından tut da en yüksek hàvâs tabakasına kadar herkesin isti'dâdı nisbetinde anlayabileceği bir tarzda şübhesiz tam iknâ edici bir şekilde izâh ve isbât etmesidir. Bu hususiyet hemen hemen hiçbir ilim adamının eserinde yoktur.

İkincisi: Bütün Nur eserleri, Kur'ân-ı Kerîm’in bir kısım âyetlerinin tefsiri olup onun manevî parıltıları olduğunu her hususta göstermesidir.

Mustafa Hilmi

Şu kâinât semâsının gurûbu olmayan, manevî güneşi KUR'ÂN-I KERÎM; şu mevcûdât kitab-ı kebîrinin âyât-ı tekvîniyesini okutturmak, mâhiyetini göstermek için şuâları hükmünde olan envârını neşrediyor. Beşerin aklını tenvir ile sırat-ı müstâkîmi gösteriyor. Beşeriyet âleminde her ferd, hilkatindeki maksadlar ve fıtratındaki arzular ve istikametindeki gayesini, o hidayet güneşinin nuru ile görür ve bilir. O hidayet nurunun tecellîsine mazhar olanlar, kalb kàbiliyeti nisbetinde ona âyinedârlık ederek yakınlık kesb eder. Eşya ve hayatın mâhiyeti, o nur ile tezâhür ederek ancak o nur ile görünür, anlaşılır ve bilinir. Ezelî Güneş’in manevî hidayet nurlarını temsîl eden Kur'ân-ı Kerîm, akıl ve kalb gözüyle hak ve hakikati görmeyi te'min eder. Onun nurundan uzakta kalanlar zulmette kalırlar. Zîra herşey nur ile görünür, anlaşılır ve bilinir.

Üçüncüsü: İnsanların en derin ihtiyaçlarına kat'î delil ve bürhânlarla ilmî mâhiyette cevab vermesidir. Meselâ: Allah’ın varlığı, âhiret ve sâir îmân rükünlerini, bir zerrenin lisân-ı hâl ve kal sûretinde tercümânlığını yaparak isbât etmesidir. En meşhûr İslâm feylesoflarından İbn-i Sînâ, Fârâbî, İbn-i Rüşd bu mes'elelerde bütün mevcûdâtı delil olarak gösterdikleri hâlde, Risale-i Nur o hakikatleri bir zerre ve bir çekirdek lisânıyla isbât ediyor. Eğer Risale-i Nur’un ilmî kudretini şimdi onlara göstermek mümkün olsaydı, onlar hemen diz çöküp Risale-i Nur’dan ders alacaklar idi.

Dördüncüsü: Risale-i Nur, insanın senelerce uğraşarak elde edemeyeceği bilgileri komprime hülâsalar nev'inden kısa bir zamanda te'min etmesidir.

Beşincisi: Risale-i Nur, ilmin esâs gayesi olan rızâ-yı İlâhîyi tahsile sebeb olması ve dünya menfaatine, ilmi hiçbir cihetle âlet etmeyerek tam mânâsıyla insaniyete hizmet gibi en ulvî vazifeyi temsîl etmesidir.

Altıncısı: Risale-i Nur, kuvvetli ve kudsî ve îmânî bir tefekkür semeresi olup, bütün mevcûdâtın lisân-ı hâl ve kal sûretinde tercümânlığını yapar. Aynı zamanda îmân hakikatlerini ilmelyakìn ve aynelyakìn ve hakkalyakìn derecelerinde inkişaf ettirir.

Yedincisi: Risale-i Nur, esâs bakımından bütün ilimleri câmi' oluşudur. Âdeta ilim iplikleriyle dokunmuş müzeyyen bir kumaş gibidir. Ve şimdiye kadar hiçbir ilim erbâbı tarafından söylenmemiş ve her ilme olan vukûfunu tebârüz ettiren vecîzeler mecmuasıdır. Misâl olarak birkaçını zikrederek, hey'et-i mecmuası hakkında bir fikir edinmek isteyenlere Risale-i Nur bahrine müracaat etmelerini tavsiye ederiz.

1 – Sivrisineğin gözünü halkeden, güneşi dahi o halketmiştir.

2 – Pirenin midesini tanzim eden, Manzûme-i Şemsi dahi O tanzim etmiştir.

3 – Bir zerreyi icâd etmek için bütün kâinâtı icâd edecek bir kudret-i gayr-ı mütenâhî lâzımdır. Zîra şu Kitab-ı Kebîr-i Kâinât’ın herbir harfinin, bâhusus zîhayat herbir harfinin, herbir cümlesine müteveccih birer yüzü ve nâzır birer gözü vardır.

4 – Tabiat, misâlî bir matbaadır, tâbi değil. Nakıştır, nakkàş değil. Mistardır, masdar değil. Nizâmdır, nâzım değil. Kanundur, kudret değil. Şerîat-ı irâdiyedir, hakikat-i hariciye değil.

5 – Sâbit, dâim, fıtrî kanunlar gibi, rûh dahi, âlem-i emirden, sıfat-ı irâdeden gelmiş ve kudret ona vücûd-u hissî giydirmiştir ve bir seyyâle-i latîfeyi, o cevhere sadef etmiştir. Ve hâkezâ binlerce vecîzeler var.

El-Bâkî Hüve'l-Bâkî

Üniversite Nur Talebelerinden Mustafa Hilmi

[Ankara Üniversitesi Nur Talebelerinin Bir Mektûbu]

Mektûbunuzdan, İslâm güneşinin bir ziyâsını sezer gibi olduk. Yüzlerce seneden beri insaniyet aleyhine, İslâmiyet zararına mütecâviz fikir neşreden ehl-i küfrün tahriblerini tamir için ortaya atılan Risale-i Nur’un – sizlerin mektûbunuzdan – gençlerin arasına yayıldığını sezdik. Ebedî hayat yolunun hak-perest yolcuları, hayâlî boş lafları terkedip, Risale-i Nur’la küfür tohumlarını eriteceklerdir. Nur’un talebeleri, ehl-i kalb ve îmânın hakîki kardeşleridirler. Siz kardeşlerimizin mektûbları, bizlere hız veriyor ve verecek. Kur'ân’ın tefsiri olan Risale-i Nur, bize, dalâlette kalmanın ve küfürle mücâdele etmemenin bu zamanda büyük ahmaklık olduğunu bildiriyor. Komünistliğin, anarşistliğin, masonluğun kuvvet kazandığı bir devirde en mühim bir vazife, Nur’a hizmet etmek ve rızâ-yı İlâhîyi tahsil için onu isteyene vermektir. Bu en baş ve en ehemmiyetli, en kıymetli ve mübârek vazifemizden bizi döndürmek isteyen en ağır hücumlar dahi, bizlerin hızını arttıracaktır.

Risale-i Nur bize öğretiyor ve isbât ediyor ki: Bu dünya, bir misâfirhânedir. Ebedî hayatı isteyenler, misâfirhânedeki vazifelerine dikkat gösterdikleri nisbette memnun edilirler. Demek ki şimdi en esâslı vazifemiz; bataklıktan kurtulmak isteyen ehl-i dinin, karanlıktan usanmış gıdâsız kalmış kalblerin yardımına koşmak, kendimizden başlayarak Nur’un dellâllığını yapmaktır.

Bilhassa ve bilhassa şurası çok ehemmiyetli ve pek mühimdir ki; en başta ve en evvel Risale-i Nur’u dikkat ve tefekkürle devamlı olarak okumak ve o muazzam eser külliyatındaki Kur'ân ve îmân hakikatleriyle kendimizi techiz etmek ve bu esâs ve şartlarla, o hàrika eser külliyatını bir ân evvel ikmal etmektir. İşte bu ni'met-i uzmâya nâil olan her genç ve herkes, bire yüzbin kuvvetinde, kendine, vatan ve milletine fâideli olur; vatan, millet, gençlik ve Âlem-i İslâm çapında hizmet edebilecek bir vaziyete gelebilir. Bunun için, başta Hazret-i Üstadımız Bediüzzaman ve onun hakîki ve ihlâslı talebeleri olmaya lâyık sizlerden duâ istirham ediyoruz ki, Risale-i Nur’un mecmualarını bir ân evvel te'min edelim, arayalım, bulalım; dikkat, tefekkür ve ihlâsla okuyalım, Kur'ân ve îmân hizmetinde bu vaziyette koşalım. Risale-i Nur’un bu asırdaki makbûliyetine işâret eden deliller fazlasıyla mevcûd olduğuna göre, insaf sâhibi her mü'min kardeşimiz, onun tabîi bir yardımcısıdır.

Hem mâdem, Risale-i Nur bu asra hàs hususiyetler taşıyor; hem mâ­dem, binlerce âlimlerin takdirleriyle karşılanıyor; hem mâdem, Kur'ânın

Ankara Üniversitesi Nur Talebeleri

Azîz Sıddık Kardeşlerimiz, dellâllığını yapan kahraman Üstad, eşine rastlanmayacak bir mükemmeliyetle, dürüst adımlarla, hakîki prensiplerle, bütün hayatını îmân ve İslâmiyet’e vakfetmiş, dünyevî hiçbir menfaat aramadan, sırf Allah rızâsı uğruna çalışmıştır; hem mâdem, bütün kuvvetiyle Nur talebeleri de, îmân ve İslâmiyet’e Ehl-i Sünnet dâiresinde hizmet için hayatlarını dahi çekinmeden veriyor ve süflî menfaat peşinde değildirler ve mâdem, yüzbinlerce Nur talebeleri bütün tazyîk ve tehdidlere rağmen bu hakikati fiilen isbât etmişler; hem her talebe, bugün cereyan eden bâtıl felsefenin akîdelerine, hakîki, mantıkî cevablar vermek üzere yetişmişler ve yetişiyorlar; hem her ihtiyacımıza Kur'ân cevab veriyor, onda, lâzım olan her hakikat sarîh olarak vardır; ve mâdem Kur'ân, en güzel şekilde ders veren Allah’ın hediyesi, bir nuru ve rahmetidir.. Öyle ise, bu hazine-i rahmeti ve menba'-ı hakikati ders veren ve hakîki sûrette, gençliğin ve avâmın anlayabileceği bir şekilde bildiren Risale-i Nur’u, dikkat ve tefekkürle ve devamlı olarak, müsâid vakitlerimizi boşa gidermeden okumak ve yazmak en büyük bir ibâdet ve zevk kaynağıdır. Hâl ve istikbâlin ve biz gençlerin çok lezîz ve iştiyakla alacağı gayet nâfi' ve vâfî bir ilâç ve bir tiryâktır, bir manevî kurtarıcıdır. Bu kat'î hakikatler meydânda iken, ona bütün kuvvetimizle sarılmamak, baştan aşağı Risale-i Nur’u tedkik etmemek, alâkadar olmamak, ancak gafletin eseri olabilir.

Hem, kim hakikat peşinde koşuyorsa, Risale-i Nur’dan ders alması lâzımdır ve Nur yolunda giden her münevver, hakîki saâdete kavuşacak ve yeryüzünün mâhiyetini derkedecektir diye, biz Ankara Nur Talebeleri dahi ittifak ediyoruz. Ebedî hayat hazinesini gösteren Kur'ân-ı Hakîm’in nuru olan Risale-i Nur, elbette bir zaman dünyayı çınlatan nurlu sesini yükseltecektir.

Mâdem İslâm âlimleri – hadîs-i şerîfe göre – dünya ikbâl ve heveslerinin peşinde koşmadıkça, peygamberlerin en emin vârisleridirler. Biz de Risale-i Nur’u, onun tam vârisi biliyoruz. Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsi, hakîki vâris olmanın esâsını yaşamış ve yaşıyor. Onun karşısına çıkan körler ve sağırlar ve hissiz gâfiller, küçüleceklerdir. Böyle muazzam bir olgunluğa sâhib olan Risale-i Nur, elbette bütün feylesofları, dünya ilim ve hak erbâbını çağıracak ve her akl-ı selîm ve kalb-i kerîm olan mübârek insanları talebesi yapacak; bu da inşâallâh uzakta değil, yakında tahakkuk edecektir.

Dünya, ekserî feylesofların ve âlimlerin dediği gibi, yepyeni bir oluşun eşiğindedir. Dünya, nurunu arıyor. Hakikat şâiri Mehmed Âkif,

<en8>O nuru gönder İlâhî asırlar oldu yeter!</en8>

<en8>Bunaldı milletin âfâkı bir sabah ister.</en8>

diye, işte bu Nur’a işâret ettiği, bugün bizce bir hakikattir.

Ankara Üniversitesi Nur Talebeleri

Muhsin

Çok azîz, çok mübârek, çok müşfik, çok sevgili Üstadımız Hazretleri!

Risale-i Nur’u, himmet ve duâlarınızla, dikkat ve tefekkürle okudukça, bu muazzam eser külliyatının tılsım-ı kâinâtın muammâsını keşf ve halleden bir keşşâf olduğunu, hâl ve istikbâlin bir mürşid-i ekberi ve bir rehber-i a'zamı olduğunu, yine duâ ve himmetinizle idrak ediyoruz. Evet Üstadımız Hazretleri! Risale-i Nur’u okuyan her idrak sâhibi anlıyor ki; Risale-i Nur, gerek bu asrın, gerekse önümüzdeki asrın beşeriyetini fikir karanlıklarından kurtarıp, tenvir ve irşad edecektir.

Risale-i Nur, yalnız bu vatan ve millet için değil, Âlem-i İslâm ve bütün beşeriyetin ihtiyacına cevab verecek bir külliyat olarak te'lif edilmiştir. Bugün, tarihte hiç görülmemiş bir fecâat ve felâket içerisinde çırpınan beşeriyet için, halâskâr olarak Risale-i Nur’a sarılmaktan ve ne bahâsına olursa olsun, Risale-i Nur’un nurânî ve parlak eczâlarını elde edip dikkat ve tefekkürle okumaktan başka bir kurtuluş çaresi yoktur. Risale-i Nur’u okuyan herkes, bu hakikati idrak etmiş ve etmektedir.

Eğer biz muktedir olsak, bu hakikati kâinâta nâzır bir mahalle çıkıp, bütün kâinâta ilân edeceğiz. Fakat mâdem ki buna muvaffak olamıyoruz ve mâdem ki Risale-i Nur’un cihan-şümûl kıymetini bu derece Üstadımızın himmetiyle idrak etmişiz; şu hâlde o nur ve feyiz hazinesi, irfan ve kemâlât menba'ı olan Risale-i Nur’u, bir dakikamızı bile boş geçirmeden, mütemâdi ve devamlı bir şekilde her gün ve her saat okuyacağız ve bu uğurda geceli gündüzlü çalışacağız inşâallâh. Fakat, her ân bütün işlerimizde olduğu gibi, bunda da büyük Üstadımızın duâ ve himmetiyle muvaffak olabileceğiz.

Hem şu hakikat zâhir ve bâhirdir ki; bir kimse allâme dahi olsa Risale-i Nur’un ve müellifinin talebesidir, Risale-i Nur’u okumak zarûret ve ihtiyacındadır. Eğer gaflet ederse, kendisini aldatan enâniyetine boyun eğip, Risale-i Nur Külliyatı’nı okumazsa, büyük bir mahrumiyete dûçâr olur.

Fakat biz, idrak ettiğimiz bu muazzam hakikat karşısında, beşeriyetin halâskârı ve milyarlarca insanların fevkınde olan bir memur-u Rabbânîye nasıl minnetdâr ve medyûn olduğumuzu ta'rif edemiyoruz. Yine duâ ve himmetinizle idrak etmişiz ki; Kur'ân-ı Kerîm’in bir mu'cize-i maneviyesi olan hàrika Risale-i Nur Külliyatı’nın bir satırından ettiğimiz istifadenin bir mikdar-ı mukâbilini dahi ödemeye gücümüz yetişmez. Bunun için, ancak, Cenâb-ı Hakk’a şöyle yalvarmaya karar verdik:

“Yâ Rab! Bizi ebedî haps-i münferitten kurtarıp bâkî ve sermedî bir âlemin saâdetine nâil edecek bir hakàik hazinesinin anahtarını, Risale-i Nur gibi nazîrsiz bir eseriyle bahşeden sevgili ve müşfik Üstadımızı zâlimlerin ve düşmanların sû-i kasdlarından muhâfaza eyle! Kur'ân ve îmân hizmetinde dâima muvaffak eyle! Ona sıhhat ve âfiyetler, uzun ömürler ihsân eyle!” diye duâ ediyoruz.

Evet Üstadımız Hazretleri! Risale-i Nur’u dikkat ve tefekkürle okumak ni'met-i uzmâsına nâil olan biz bir kısım üniversite gençliği, bir hüsn-ü zan veya bir tahmin ile değil, tahkîkî ve tedkikî bir sûrette, sarsılmaz ve sarsılmayacak olan ilmelyakìn bir kuvvet-i îmâniye ile inanıyoruz ki; zemin yüzünün bu asra kadar görmediği bir vahşet ve dehşetin sebebi olan dinsizlik ve ilhâdı, Bediüzzaman, ortadan kaldırmağa inâyet-i Hak ile muvaffak olacaktır. Bizim bu kanâatimiz, sâfdilâne veya tahminle değildir; ilmî ve delile müstenid bir tahkîk iledir. Bunun için, muârız olan dahi bu hakikati kalben tasdik edecektir.

Duâ ve şefkat buyurun, Kur'ân ve îmân hizmetinde fedâi olalım. Risale-i Nur’u bir dakikamızı bile kaybetmeden okuyalım, yazalım, ihlâs-ı tâmme muvaffak olalım.

İstanbul Üniversitesi Nur Talebeleri nâmına

MUHSİN ∗∗∗