Şuâlar

Risale-i Nurun İmân ve Tevhid İçin Büyük Tahşidâtları ve Küllî Techizâtları

7. bölüm / 30

Risale-i Nurun İmân ve Tevhid İçin Büyük Tahşidâtları ve Küllî Techizâtları

İhtar

Bu Risalenin mahall-i zuhûru olan şu memleket muhîtinde Risaletü'n-Nurun sâir risaleleri bulunmadığından ve ihtiyarsız olarak burada te'lif edildiğinden, Âyetü'l-Kübrâ gibi risalelerde, zâhiri; bir tekrar sûretinde başka Sözler’in ve Lem'alar’ın bir kısım mühim mes'eleleri zikredilmiş ve buralardaki şâkirdlere nisbeten herbiri birer küçük Risaletü'n-Nur hükmüne geçmek hikmetiyle böyle yazdırılmış.

Bu müsveddenin birinci tebyizi bir mübârek zât tarafından oldu. O zâtın tevâfuktan haberi yokken yazdığı nüshada, kayda lâyık şöyle latîf ve mânidâr bir tevâfuk gördük ki: O nüshanın satırları başında “Elif” ler altıyüz altmışaltı olarak yazılmıştır. Bu hâl ise, Hazret-i İmâm-ı Ali (Radıyallahu Anh) tarafından bu hususî risaleye verilen Âyetü'l-Kübrâ nâmının cifrî ve ebcedî makamı olan altıyüz altmışaltı adedine tam tamına muvâfakati ve mutâbakatı ile, bu risalenin bu nâma liyâkatini gösterir. Hem Âyât-ı Kur'âniyenin adedi olan altıbin altıyüz altmışaltının dört mertebesinden üç mertebesine tevâfuku dahi, bu risalenin, âyâtın bir lem'ası olduğuna bir işârettir diye telâkki ettik.

Said Nursî ∗∗∗

Bugünlerde, manevî bir muhâverede “Bir Suâl ve Cevab” ı dinledim. Size, bir hülâsasını beyân edeyim:

Biri dedi:

“Risale-i Nurun îmân ve tevhid için büyük tahşidâtları ve küllî techizâtları gittikçe çoğalıyor ve en muannid bir dinsizi susturmak için yüzde birisi kâfî iken, neden bu derece harâretle daha yeni tahşidât yapıyor?”

Ona cevaben dediler:

“Risalei'n-Nur, yalnız, bir cüz'î tahribâtı ve bir küçük hâneyi tamir etmiyor. Belki, küllî bir tahribâtı ve İslâmiyeti içine

İhtar

alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhît kaleyi tamir ediyor. Ve yalnız hususî bir kalbi ve hàs bir vicdânı ıslaha çalışmıyor, belki, bin seneden beri tedârik ve terâküm edilen müfsid âletler ile dehşetli rahnelenen kalb-i umumîyi ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun ve bâhusus avâm-ı mü'minînin istinâdgâhları olan İslâmî esâsların ve cereyanların ve şeâirlerin kırılması ile bozulmaya yüz tutan vicdân-ı umumîyi, Kur'ânın i'câzıyla ve geniş yaralarını Kur'ânın ve îmânın ilâçları ile tedâvi etmeğe çalışıyor. Elbette böyle küllî ve dehşetli tahribâta ve rahnelere ve yaralara, hakkalyakìn derecesinde, dağlar kuvvetinde hüccetler, cihâzlar ve bin tiryâk hâsiyetinde mücerreb ilâçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki bu zamanda Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân’ın i'câz-ı manevîsinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, îmânın hadsiz mertebelerinde terakkiyât ve inkişafata medârdır.” diye uzun bir mükâleme cereyan etti. Ben de tamamen işittim, hadsiz şükrettim. Kısa kesiyorum...

Said Nursî ∗∗∗